Ana içeriğe atla

Kapı Önü Dedikoduları - Ortaokul Aşkı / Bir Bu Eksikti


Ertesi gün, ondan sonraki gün ve devam eden günlerde annem yılmadan, usanmadan beni okula götürdü ve okuldan aldı.
Her geçen gün işkenceye dönüşmeye başlamıştı.

Yolda konuşmadan uyguladığı psikolojik baskı, akşam da devam ediyordu ve bu gerçekten dayanılmaz bir hal almaya başlamıştı. Bereket ki, okulun kapanmasına iki hafta gibi bir zaman olduğundan bu işkence çok uzun sürmemişti. 

Okul zamanında onunla hiç konuşma fırsatımız olmamış, o yine gıcığı ile gününü gün etmeye devam etmiş ve bana hiç bakmamıştı. Ne yapmaya çalıştığını düşünürken kafayı yeme noktasına gelmiştim. Sıra arkadaşım nasıl olduysa olanlardan haberdar olmuştu ve üstelik bu sefer annesi de işin içindeydi. Bana mektubu sorduğunda onunla ve onun yaptıklarıyla ilgili konuşmak istemediğimi, zaten kendisinin de mektubu inkar ettiğini söyledim.

Okullar kapandığında rahat bir nefes alacağımı düşünürken aksine çok daha zorlu günler baş göstermiş, evde annemle geçen her dakika işkenceye dönmüştü. Kapı önüne sokağa bile çıksam hemen ardımda bitiyor, kardeşlerimi yanıma katıyordu. Kardeşlerimin oyun sevdası zaten sıkkın olan içimi daha da sıkıyordu. Ben oyun oynamak değil, sorularıma cevap bulmak istiyordum. 

Her yaz olduğu gibi o yaz da yine köye anneannemlerin yanına gitmiştik. Köye gidişimiz genelde Haziran ayında olurdu ve neredeyse okullar açılana kadar orada kalırdık. Köy benim için özgürlük demekti. Hayaller kurmak, bolca kitap okumak ve geceleri uzaktan gelen su motorlarının sesiyle kafa dinlemek demekti. Tabii o yaz öyle olmadı.

Köye gittiğimizde ben rahata ereceğimi düşünürken annem her şeye beni koşturmaya başladı. Su kapları dolacak koş!... Evleri süpür, bulaşıkları yıka, toz al. Dedene yemek hazırlanacak sofrayı kur. Biçer-döver operatörleri gelecek karpuz kes. Aklınıza ne gelirse. Nefes almadan çalışıyordum ve çektiğim çile daha bitmemişti. Kendime ayıracak doğru dürüst zamanım kalmıyordu. Anneanneminde annemden kalır yanı yoktu. Kalan zamanda da yemin etmiş gibi bana elime dantel verip, "bugün şu kadar motif öreceksin!..." diye direktifler verirlerdi. (O zamanlar dantel önemliydi. Motif motif örülür ve sonrasında birleştirip, tv örtüsü, masa örtüsü ve vitrin takımına dönüştürülürdü) O yaz resmen kabusum olmuştu. Dediklerine ses çıkarmak ne mümkündü. İtiraz durumunda olmamış deyip, yapılan işleri yeniden bile yaptırırlardı. 

Akşam üzerleri komşu kızları ile eski bir su deposunun üstünde buluşur, hava kararıncaya kadar da sohbet ederdik. Su deposu köyün en tepesinde olduğundan buradan köyü izleme şansımızda olurdu. Gündüzleri buluşmamız maalesef mümkün değildi. Onlar güneş doğmadan tarlaya gittiklerinden sıcak basmadan eve dönerler ve gelir gelmezde uyurlardı. Ancak akşam üzeri uyanıp, ev işlerini bitirdikten sonra kendilerine zaman kalırdı. 

Yine böyle bir gün ben komşu kızlarını çağırmak için evlerine gittim. Beş kız, üç erkek olmak üzere toplam sekiz kardeştiler. Benim yaşım iki büyük kızlarla yakın olduğundan onlarla birlikte zaman geçirirdim. Eve gittiğimde kızlar görünürde yoktu ve ağabeyleri evin önündeki sundurmada oturuyordu. Benim üstümde köyde giydiğim şalvar, başımda yazmam vardı ve görenler mümkün değil on iki yaşında demezdi. En az on altı gösteriyordum. O zamanlardan önden çıkan araba tekeri perçemler çok meşhur olduğundan yazmamı taktığımda perçemlerimi de önden çıkarmayı ihmal etmezdim ve daha alımlı görünürdüm. Ağabeyleri bana baktı. Ben kardeşlerini sorduğumda ineklerin yanında olduklarını, birazdan geleceklerini belirtti. Beni de oturtmam için yukarı davet etti. Teklifi kibarca reddederek, su deposuna gittiğimi, kendilerini beklediğimi söylemesini istedim ve su deposuna yol aldım. Giderken de kendi kendime söyleniyordum. Köylük yerde, hemde bir erkekle sundurmada tek başıma oturayım. Sonra gel de çık işin içinden diye.

Aradan bir süre geçtikten sonra kızlar ellerinde dantelleri geldiler. O zamanlar dantel önemliydi. Çeyizin ayrılmaz parçasıydı. Biz oradan buradan konuşurken büyük olan arkadaşım ağabeyinden bahsetmeye başladı. Ben öylece dinledim. Ağabeyleri askerde bir kaza geçirmiş ve askerliği yarım kalarak askerden geri dönmüştü. Kendisine de aynı zamanda bir maaş bağlanmıştı. Bunu bende duymuştum ama neden durduk yere bu konudan bahsedildiğini de anlamamıştım. Ben konuyu değiştirmeye çalıştıkça sürekli konu ağabeye geliyordu ve ben inanılmaz sıkılmaya başlamıştım. O gün konu ağabeyle noktalanmıştı ama bende bayılacak duruma gelmiştim.

Ertesi buluşmalarımızda da sürekli ortada ağabey konusu geçince artık kendimi tutamayıp patladım. Başka konu yokmuş gibi neden sürekli ağabeylerinden bahsettiklerini anlamadığımı söylediğimde büyük olan yine bir bana, bir kardeşine baktı ve gözleri yeniden benimle buluştu. Ağabeylerinin beni çok beğendiğini ve benimle evlenmek istediği söylediğinde gülsem mi? ağlasam mı? bilemedim. Bir bu eksikti. Hayatımda birinin daha bana aşık olmasına yada öyle görünmesine gerçekten çok ihtiyacım vardı zaten. 

Ben köyde olmayan bir aşkı, saçma sapan davranışları kafamdan silmeye çalışırken, (annemin gözünde kendimi aklama çabalarımı hiç söylemiyorum) ortaya yeni bir aşk çıkması çok güzel olmuştu doğrusu. Hele ki böyle bir durum köylük yerde anneannemlerin kulağına giderse beni bu sefer kesin gebertirlerdi. Allah'ım kafayı yememe az kaldı. Ne olur yardım et derken, aptal aptal kızların yüzüne bakıyordum.

Devam edecek....


Yeni notta görüşmek üzere.

Hoşçakalın.

Yorumlar

  1. yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş 😊 vallahi bu sefer nasıl çıkacak işin içinden çok merak ediyorum 😊😐 kalemine sağlık canım benim sevgiler 😊🌸 bekliyoruz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sessizkaldım;
      daha ne durumlar gelecek başıma...

      Sil
  2. Okuya okuya geldim buraya kadar. Detaylar çok iyi ama yaa, şalvar, yazma, perçemler:) Bakalım şimdi ne olacak...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. duo diyet;
      benim yaşadıklarımı yaşamanızı istedim. O nedenle detaylar önemli.

      Sil
  3. Devamını heyecanla bekliyorum 😀

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaşamdan Yazılar;
      Çok teşekkürler. Gelecek inşallah.

      Sil
  4. Şu an biraz sinir olmuş olabilirim bu duruma. açıkçası ben dayanamazdım karakterim baskıyı kaldıramayan bir karakter ama şu andaki her gençlerdeki gibi asilikten değil benim daha çok özgür ama çekingen bir karakterim var zaten içe kapanık iken ve küçücük olaylara gerilirken boğulur gibi hissederken bu baskıyı kaldıracak gücü bulamazdım kendimde
    Çok iyi dayanmışsın bu duruma 💙

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Düşünceli Prasa;
      Ne kadar baskın karakter olsan da, baskıyı kaldıramasan da maalesef bizim çocukluğumuzda şimdiki gibi değildi. Tek bir bakışla yerinden kalkmadan misafirlikte olduğum yerde oturduğumu bilirim ben. Bu birazda o zamanki saygıdan da kaynaklı. Ve yetişme tarzından. Biz büyüklerimizin yanında yüksek sesle konuşmayı bırak, sesli bir şekilde itiraz bile edemezdik. Her şeyi içimizde yaşar, kendi kendimize söylenirdik. Bazı şeylerin sonuçları olurdu. Şayet yiyorsa itiraz ederdin. Ki biz hiç o derece de yürek yeyip, büyüklerimizin karşısına çıkamadık maalesef. Şu gün oldu halen daha aynıdır.

      Sil

Yorum Gönder