Virginia Evans - Muhabbet

 

Virginia Evans Muhabbet

İnsanın hayatta tekrar tekrar duyduğu bir ifadedir: “Bu sadece bir dönem; geçecek,” derler. Neyi kastettiğimi anlıyorsun değil mi? Hani birisi zor durumdaysa ya da yeni bebek sahibi olmuşsa ve uykusuz geceler geçiriyorsa, “Bu sadece bir dönem; geçecek,” derler ya, ondan bahsediyorum. Yaşlı bir kadının, zamanın sonsuzluğunun bir dönem, bir mevsim olduğu —herhâlde kış olsa gerek? (daha doğrusu, bir kasırga mevsimi.)— ve mevsimin önünde sonunda daha güneşli başka bir mevsime evrileceği düşüncesiyle teselli bulmasından söz ediyorum. Buna itirazım var. Tanımları gereği, her yıl şaşmayan bir şekilde tekrar eden dört mevsim bulunuyor. İnsan hayatında böyle bir ritim olmadığı için mevsimler söz konusu olduğunda her insanın her mevsimi sadece bir kez yaşadığına inanıyorum. Doğumumuz ve çocukluğumuz ilkbahardır. Yirmili, otuzlu, kırklı yaşlarımızın o görkemli, hayat dolu, ilginç yılları ise yaz. Havanın biraz serinlediği ama dondurucu bir soğuğa dönüşmediği, yoğun tadı insanın damağında kalan sonbaharda kendimizi tanır, kendimize sığınırız. Kış geldiğindeyse (acımasızca) yaşlanır ve ölürüz. Gill ve Quintana Roo gibi hayat yolculukları erkenden sona ermediği sürece herkes her mevsimi sadece bir kez yaşıyor. Sanırım bahsettiğim bu mevsim dönümü sıralamasına göre eşin John vefat ettiğinde hayatının sonbaharındaymış. Annemse hayatının yazında öldü.

Oysa ben hayatı daha ziyade tek yönde yürüdüğümüz uzun bir yol olarak görüyorum. Genel olarak tepelerin ve rüzgârın vahşiliğinde yalnız bir yürüyüş. Dağlar. Kar. Bazen yanına gelip seninle bir süre yürüyecek biri oluyor ve bazen (bunu şimdi şimdi anlıyorum) uzakta bazı ışıklar görüyorsun, yürekleniyorsun. Belki tek bir ev ya da belki bir köy. Durup mola verilebilecek sıcak bir yer. İçeri giriyorsun. Belki sıcak bir akşam yemeği yiyip bir gece kalıyorsun, belki birkaç yılını orada geçiriyorsun. Çocuklar küçükken, Gilbert ölmeden hemen önce, Daan ve ben mutluyken o molalardan birini yaşadım. O zamanlar bunun mutluluk olduğunu fark etmedim çünkü meşguliyet, yorgunluk, maddi sıkıntılar ve kendimden duyduğum şüphe mutluluğu bastırdı. Ancak Gilbert’ın ölümü, beni yolun en yalnız ve acı kısmına, kemiklerimi sızlatan o saf kedere hızla geri döndürdü. Rüzgâr sert estiği için hayatımda birkaç kez daha bir yerlere sığınmadım değil. Elbet sığındım. Tabii ki başka çocuklarım da var. Onlar benim için bir neşe ve teselli kaynağı oldular.


Bana yettiklerini söyleyebilmek isterdim ama yetmediler ki bu da başka bir kederli hikâye. Her neyse, demek istediğim, insanların sanki üç ay süren kışı her seferinde ve mutlaka üç ay yaz takip edecekmişçesine mevsimlerden dem vurmasından bıktım. O iş öyle değil. Tepeleri aşmamızı gerektiren, rüzgârın bizi hoyratça savurduğu yollarda geçirdiğimiz süre, bir nebze olsun rahatladığımız molalardan çok daha uzun. Oysa hep daha mutlu zamanlarımıza geri dönmeye çalışmıyor muyuz? Sanırım Gill konusunda ben de böyle hissediyorum. Olmayacağını bildiğim hâlde hayatımı ona tekrar sarılabildiğim günlere geri dönmeye çalışarak geçirdim. Belki de kederin zaman içinde kısmen şefkatle kısmen de insanın kendini koruma dürtüsüyle nasıl azaldığını soruyorsun, anlıyorum. Bu gayet anlaşılabilir bir durum. İnsan kendi cehenneminde kendisini nelerin beklediğini merak etmeden duramıyor. Belki yazdıklarımı okurken bu yolu benden daha iyi yürüyebileceğini düşünmüşsündür. Belki de öyle olur, kim bilir... Her halükârda, kederle geçen bunca yıldan sonra sana işlerin kolaylaştığını söyleyebilmeyi isterdim ama kolaylaşmıyor. Yine de Gilbert’ın eskiye kıyasla daha uzun bir süre aklıma gelmediği zamanlar oluyor. Olsa olsa bir avuntu. Yılın bu zamanı, ağaçların tamamen çıplak kaldığı, yaprakların yığınlar hâlinde toplandığı ve gökyüzünün sonsuz bir griye büründüğü şu günlerde, yeni yıla kadar olan zaman dilimi yüreğimi sıkıştırıyor. Nefesimi tuttum, ocak ayını bekliyorum. Evi pek süslediğim de söylenemez. Tek yapabildiğim, camlara birkaç ışık iliştirmek oldu.

Zamanın olduğunda, hayatının ve işlerinin nasıl gittiğini, neler hissettiğini, düşüncelerini, aklına gelen her şeyi bana yaz. Bir sonraki mektubunu dört gözle bekleyeceğim.

En içten duygularımla,

Sybil.

s. 41-43 April Yayıncılık, Çev. Ergin Kaptan

Reklam değildir. Gönüllü paylaşımdır.

Yorumlar

Popüler Yayınlar

Emek Hırsızlığında Son Nokta

Biraz Mizah