Şemseddin Sami Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat
Ah Saliha’m, ah!
Bu sana son yazışım, eyvah! Bu sana son defa hitap edişim! Sevdiğim! Altı senedir seni göremiyorum, bırak görmeyi konuşamıyoruz. Ah, o mektepte olduğumuz zamanlar... Ah o zamanlar! Nasıl çabuk geçti. Nasıl kıymetini bilemedik. Her dakikası dünyalar kadar değerliydi. Ah, ah! O zamanlar geçti de bir daha dönmeyecek. Bir daha gözlerim Saliha’yı göremeyecek. Bir daha konuşamayacağız. Altı yıldır sabrediyoruz. Nasıl ediyoruz? Niçin ediyoruz? Bir umutla, evet bir umutla... Yine görüşmek, bir gün kavuşmak umuduyla... Fakat eyvah! Eyvah! Bu umut bitti. Bu umut artık yok! Evet, yok! Şu andan itibaren yok artık. Anan, baban... Ah o zalimler! Bizim kavuşmamızı istemiyorlarmış! Seni nişanlamışlarmış! Bir zengine, bir bilmem kime vereceklermiş! Evlendirecek kızları yokmuş artık! Ah biçare Rıfat! Ah zavallı Saliha! Ah... Ne yapalım? Esiriz, kendimize sahip değiliz. İstediğimizi yapamayız. Evet, kendimize sahip değiliz ama yaşam ve ölümümüze sahibiz. Kendimizi sahra-yı adem’ e (yokluk, ölüm) atabiliriz! Orada hür yaşayabiliriz. Bu dünyada hürriyet yokmuş. Dünyanın en hür olanları esirlermiş! Hemen bu dünyadan kurtulalım Saliha’m! Benim hançer önümde duruyor. Sözleşmemiz ve senin gönderdiğin mektuplar koynumda duruyor. Onlar da kana boyansınlar! Gözyaşlarımız üzerlerine düşmüş, kanımız da üzerlerine dökülsün. Saliha’m, senden bu mektubun cevabını bekliyorum. Bir daha o güzel elinle yazılmış yazıyı göreyim de sonra kendimi öldüreyim. Sen de Saliha’m, sen de bildiğin, istediğin gibi yap! Ah felek, ah! Bu sözü bana nasıl söyletirsin? Ah bu vücutlarımız toprak altına girecek, dökülecek, çürüyecek! l Eyvah, eyvah! Senin o nazenin vücudun, o gül gibi yüzün çürüyecek! Bir daha göremeyeceğim. Ama yok yok, yanlış söyledim. O mezarda çürüyecek şey etten, kemikten ibaret bir şey. Sevişen ruhlarımızdır. Evet, ruhlarımızdır ki bu cisim kafesinden kurtuldukları anda görüşecekler. Evet, hiç şüphem yok, görüşecekler. Cenabıhak böyle iki âşığı ayırıp bir daha görüştürmemeye razı olmaz. Ah Saliha’m, ah! Mektubu kapamayı gönlüm istemez, daha yazmak isterim. Fakat elim kaldı, zihnim durdu... Gözlerim kanla doldu, görmez oldu. Hadi Allah’a ısmarlarım. Ah, ah, ah! - Sevdiğin, Rıfat.
İşte ben hayırlı haber beklerken bu mektubu okuyunca aklımı kaybettim. Vücudum titremeye, gözyaşlarım çeşme gibi akmaya başladı. Sonunda kendimde olmadığım hâlde mektubu okudum. Bitirir bitirmez mektup elimden düştü. Vücuduma fena hâlde bir titreme geldi. Biçare Gülizar şaşırdı kaldı. Yüzüme bakıyor ama bir şey söylemeye cesaret edemiyordu. O anda kendimi öldürmek istiyordum ama elimde bir şey yoktu. Ah, insanın dünyadan ve dünyada en çok sevdiği şeyden umudunu kesmesi ne zor şeymiş! Sonunda kalemi aldım. Ellerim ve vücudum titreyerek, gözyaşlarım aka aka Rıfat Bey’e son defa bir iki satır yazmaya başladım:
Ah Rıfat’ım, ah!
Ecelimizin ve ecelden de zor olan sonsuz ayrılığımızın haberini getiren mektubunuzu aldım. Ah, ah! Bugüne nasıl geldik! Bu ne kara gündür! Ah bayılıyorum, daha fazla yazmaya mecalim yok. Ben de sözleştiğimiz gibi kendimi öldüreceğim. Elimde bir alet yok, ancak kendimi kuyuya atıverecegim! Ah Rıfat’ım, ah! Allah’a ısmarlarım. Biz bu ömrü böyle ayrılıkla geçirdik. İnşallah öbür dünyada görüşürüz. Ah, ah, Rıfat’ım, daha da yazmak istiyorum ancak yazamam. Eyvah! Hem bizim için bundan sonra bir dakika bile yaşamak haramdır. Hemen kendimizi bu dünyadan kurtaralım! Allah’a ısmarlarım Ah, ah, ah! -Sevdiğin, Saliha.
Şemseddin Sami, Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat Günümüz Türkçesine Uyarlayan: Ömer Aslan, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s.25-26
Reklam değildir. Gönüllü paylaşımdır.
Yorumlar
Yorum Gönder
Fikirlerinizi paylaşırsanız sevinirim.