24 Aralık 2018 Pazartesi

Turgut Ülgezer Röportajı

Merhabalar

Her hafta sizleri yeni kalemlerle, yeni yüreklerle buluşturmaya devam ediyorum.
Bu hafta yine yeni ve güzel bir kalem bloğumda konuk. Sevgili Turgut Ülgezer. Kendisiyle çok güzel bir röportaj gerçekleştirdik. O zaman hemen röportajımızla sizleri başbaşa bırakayım.

Yeni yazılarımda görüşünceye dek, kendinize çok iyi bakın. Mutlu bir hafta geçirmeniz dileklerimle.

Hoşçakalın.

Turgut Bey öncelikle bloğuma hoşgeldiniz. Bu güzel röportaj için şimdiden teşekkür ederim. Dilersiniz sorularımıza geçelim.

* Kısaca kendinizden bahseder misiniz?
Öncelikle kıymetli vaktinizi bana ayırıp, sayfanızda yer verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Bir gün hani şu televizyonlardaki büyük ödüllü bilgi yarışmalarına katılsam en  çekindiğim soru "kısaca kendinizden bahseder misiniz" olurdu herhalde. Neyse ki soru cümlesinin içindeki “kısaca” kelimesi burada imdadıma yetişiyor. Tam da sorulduğu üzere kısaca şöyle özetleyip işin içinden sıyrılayım; dört nesil süre gelen İstanbullu, Teknik Üniversitenin Denizcilik Fakültesinden mezun olmuş, uzun yıllar denizlerde kaptanlık yapmış, şimdilerdeyse tıpkı eskiden de olduğu gibi,  
“Zaman denilen tornistanı olmayan gemi ile hayat denilen denizde dalgalarla boğuşan bir adem kulu…”

* Yazmaya ne zaman başladınız? 
Henüz küçük bir çocukken elime kalem alıp gazete sayfalarına yazılar yazmaya çalışırdım. Okul hayatımda da edebiyat en sevdiğim derslerin başında geliyordu. Sınavlardaki “tarih, isim soy ad” gibi teknik sorulardaki açığımı yazdığım kompozisyonlarla örter notumu yükseltirdim.

İlerleyen yıllarla birlikte sorgulamalar da başladı. Yaşamı, mutluluğu, dostlukları kısacası hayatı sorguluyordum. Tuhaf bir dünyada yaşıyorduk. İnsanlar kendilerini dinlemeleri için ücret karşılığında psikologlara gidiyordu. Misafirlikler eskisi gibi değildi. Gittiğimiz yerlerde kendi evimizde televizyon yokmuş gibi bayat dizileri izliyor, dizi bitince de evimize geri dönüyorduk. En samimi dostum bile bir seferinde “Bugün dizim var yarın görüşelim” demişti.

Derken bir gün bir vesile ile büyükçe bir kitapevine girdim. Raflarda duran kitaplar evrenin en uzak noktasına saklanan yıldızların tecellisi gibiydi. Rengârenk kapaklarını iki yana açmış, beni kucaklamaya can atar halleri vardı. Hemen bir kaç tanesini alıp sarıldım. Hiç çekinmeden kapaklarını sayfalarını koklamaya başladım. Ciltlerinin kokusu, yapraklarının narinliği, sözcüklerin kolye misali dizildiği cümlelerinin intizamı, mürekkeplerinin rengi, büyülü bir dünyanın adı konulmamış ülkesi gibiydi.
O gün adeta hayatıma yeni bir sayfa açıldı. Tabii ki daha önce de okuyordum ama hayatımda ilk kez, gerçekten okumaya başlamıştım. İki yüz, üç yüz sene öncesinin en popüler insanlarını dinlemek üzerimde inanılmaz etkiler bırakıyordu. Ama bir süre sonra bazı şeylerin eksikliğini hissetmeye başladım. Her dönemin en bilgili en kültürlü en âşık en samimi insanları dinliyordum, fakat onlar beni dinleyemiyordu. Ne yapmalı, nasıl yapmalı da onlara sesimi ulaştırmalı derken aklıma bir fikir geldi. Kitabını okuduğum yazara geri dönüş yapıp yazmaya başladım. Öyle ki ceplerim Shakespeare'e mektup, Fuzuli'ye not, Kafka’ya soru diye başlıkları olan küçük notlarla doluyordu.

Derken kafamın içinde fokurdayan fikirler beni rahatsız etmeye başladı. Onları kâğıda dökmem gerekiyordu. Başka türlü rahat edemeyecektim. Yazmak düdüklü tencerenin tıslayan düdüğü gibi içimde ki buharı dışarı atıyordu. O gün bugündür tıslıyorum. Artık kalemimin kaptanıydım. Açıldığım denizin ise kıyısı yok.   

* Kitap ya da genel olarak yazma konusunu nasıl seçiyorsunuz? Etkileşim var mı? Yoksa tamamen tesadüf mü? Yani kurguyu önceden mi belirlersiniz? Yoksa bütün olay örgüsü siz yazdıkça mı gelişir?
Kimileri için bir kelebeğin kanat hışırtısı yeni bir başlangıç için dünyanın en neşeli sesidir. İlham, bir kelebeğin kanat hışırtısın da ya da yere düşen sonbahar yaprağındaki rüzgâr sörfü yapan bir karınca da olabilir. Doğayı ve insanların yaşantılarını izleyip etkilenerek kurguyu belirliyorum. Romanı yazarken sayfaların içinde volta atmaya bayılıyorum. Koca kitabın bazen başını, bazen ortasını, bazen de sonunu yazıyorum. Sanırım oturup yazmaya başladığımdaki ruh halime göre belirleniyor bu. Duygusal bir süreçten geçiyorsam romantik şeyler yazıyorum. Aksiyonun ivmelendirdiği bir süreçteysem de bu tarz şeyler. En sonunda bir asma köprünün parçaları gibi yazdığım kurguları birbirine monte ediyorum. Ve nihayet en baştan en sona doğru okurken kurduğum asma köprüden geçiyor ve manzaranın tadını çıkartıyorum.   

* Kimsenin okumayacağını bilseniz bile yazmaya devam eder miydiniz? 
Kalemin kâğıtla olan aşkıdır roman. Öyle bir aşktır ki hokkaya çevirir yüreğinizi. Bandırdıkça içine kaleminizi yazarsınız, siz yazdıkça da kalem tutuşur. İçini döker sayfalara. O artık kalem olmaktan çıkmış sevdiği şeye dönüşüp kağıtlaşmıştır.  Bu müthiş bir coşkudur. Güzel de olsa kötü de olsa bütün duygularınızı kâğıda dökün. Güzel duygularınızı yansıttığınız sayfaları sevdiklerinize yollarken, kötü duygularınızı karaladığınız kâğıtları buruşturup geri dönüşüm kutusuna atın. Her ikisini yaptığınızda da rahatladığınızı ve hafiflediğinizi hissedeceksiniz. Bunu herkese tavsiye ederim. Daha önce de belirttiğim gibi eserlerini okuduğum ve şu an hayatta olmayan yazarlara pek çok defa notlar yazdım. Evet, kimsenin okumayacağını bilsem, yine de yazardım. Bunu sırf, "kâğıda âşık olan kalemi aşkıyla buluşturmak için" bile olsa, yine de yapardım.  

* İlk kitabınızı çıkarmaya nasıl ve ne zaman karar verdiniz? 
Biliyorsunuz “DEMİR AĞAÇ”, “A7 Kitap” tarafından keşfedildi. Daha önce yazdığım yazıları ancak eş dostla çizdiğim küçük bir çemberin içinde dolaştırıyordum. Çemberin içindekiler, DEMİR AĞAÇ’ın küçük bir çemberin içine hapsolamayacak kadar büyüyeceğini söyleyerek beni teşvik ettiler. Çok başarılı projelere imza atan ve müthiş bir ivmeyle yayıncılık hayatına taze bahar rüzgârları estiren Arzu Hanım ve ekibi kendilerine gönderdiğim eserimi değerlendirip yayınlamaya karar verdi. Her şey o kadar çabuk gelişti ki işini en doğru şekilde ve profesyonelce yapan A7 Kitap, benim en büyük şansım oldu. Arzu Hanıma ve ekibine buradan minnetlerimi sunuyorum.    

* İnsanların çoğu "hayatımı yazsam roman olur" der. Sizce herkes kitap yazabilir mi? Yazmak bir yetenek midir? 
Bence de her hayat başlı başına bir senaryodur ve her insan da kendi senaryosunun baş oyuncusudur. Yazım kurallarına uyduktan sonra neden olmasın. Herkesin herkesten öğreneceği o kadar çok şey var ki.

* Yazma ritüelinizden bahseder misiniz? Mesela hangi ortamda, hangi materyallerle, hangi müzikle ve nasıl bir coğrafya da yazmayı tercih edersiniz? 
Her yerde her ortamda yazabiliyorum. Ama duygularını çok çabuk belli eden bir yapım var. Bu yüzden yazarken olur olmadık bir ortamda gülmekten ya da durduk yere ağlamaktan korkuyorum. Yazdıklarım beni güldürmüyor ya da ağlatmıyorsa yazmaktan sıkılıyorum. Genelde böyle sayfaları daha sonradan siliyorum. Yazı yazarken birisinin bana soru sorması en çok rahatsız olduğum husus. Girdiğim hayal dünyasına uzanan buz gibi bir el sanki beni oradan çekip çıkartıyor ve zamane sıkıntılara geri getiriyor gibi hissediyorum.
  
* Yazmak isteyen ancak nasıl yazmaya başlaması gerektiğini bilmeyenler için tavsiyeleriniz var mı? 
Okumak, okumak, okumak… Önce kitapları sonra hayatı ve nihayet doğayı bol bol okumamız gerekiyor.
  
* Bir gün kurgu olmayan bir şey yazmayı düşünüyor musunuz? 
Kurgu olmayan bir şeyden kasıt yaşanmış hayat öyküleriyse evet bu olabilir. Ama böyle bir durumda tercihimi topluma mal olmuş büyük kişilerden yana kullanmazdım. Beni kendisi küçük ama yaşantısı büyük olan ve o büyük yaşanmışlıkların altında ezilmiş kişiler daha çok heyecanlandırıyor.

* Bir yazar olarak okuduğunuz ve beğendiğiniz yazarlar kimler? 
Bir diğerine haksızlık etmek istemem. Bu durumda, okuyucularımı da yanlış yönlendirmek istemem. Felsefede “kendinde şey” denilen bir kavram vardır. Yani nesnelerin bana göcesindense, özneden bağımsız kendine has varoluş özelliklerini ihtiva eden bir kavramdır “kendinde şey”. Dolayısıyla bana göre şu veya bu kişinin kalemi güçlü olabilirken bir başkasına göre tam tersi o kişinin kalemi silik bir kalem olabilir. Ancak önünde şapka çıkarttığım ve beni en çok etkileyen tek eser, Allah’ın zaman denilen kalemle yazdığı “kâinat” eseridir ki içindeki paragraflar, okumasını öğrenenler için pek çok şey anlatır.         

* En son hangi kitabı okudunuz? 
A7 Kitaptan yayınlanan, Aret Vartanyan'ın eşsiz kaleminden Bir Nefes İstanbul. Tırnak içinde bana göre harika bir eser herkese tavsiye ederim.

* Asıl mesleğiniz nedir? 
Deniz ve denizcilik ile ilgili denetimler yapan bir birimde Denizcilik Sörvey Mühendisi olarak görev yapıyorum.

* Yazmak sizin için hayat boyu sürecek serüven mi? Yoksa yazmayı bırakmayı düşündüğünüz bir zaman var mı? 
Dede Efendi’nin müzik için söylediğini ben de edebiyata uyarlamak isterim. Edebiyat, kıyısı olmayan bir deniz gibidir. Ben paçaları sıyırdım ama daha henüz içine giremedim. Eminim bu denizde beni pek çok macera bekliyor. Gücüm yettiği gözlerim gördüğü ve kalemim yazdığı sürece açıldığım denizde kürek çekmeye devam edeceğim. Benden önce bu denize açılmış nice kaptanıderyalar var ki onların dümen suyunda sallanmak bile benim için çok büyük bir onur olacaktır.

* Günümüzde gençlerin sosyal medya sitelerinde çok zaman geçirmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? 
Onların sosyal medyaya ayırdıkları zamanın en az onda birini onlara ayırsak belki çok şey değişir. Tabi bunun için sosyal medyadan çok daha cazip imkanları önlerine sunmamız gerekiyor. Sadece gençler değil gerçek dünyanın ağırlığını kaldıramayan hemen herkes sanal dünyalarda oluşturduğu yapay cennet bahçesine kaçıyor. Tabii bu kesim için hayatın gerçek olgularıyla yüzleşmek çok daha zor oluyor. Sosyal medya denilen çağımızın modern silahı kötü amaçlı kişilerin elinde gerçekten de tahrip gücü yüksek etkiler gösterebiliyor. Bunun en güzel örneğini toplumsal olaylar sırasında uydurulan yalan yanlış haberlerle birbirlerine kutuplaştırılan gruplarda gördük. Hulasası siz ne ekerseniz arkanızdan gelenler onu biçer. Bir eliniz cep telefonunda, bir eliniz tv kumandasında olursa çocuklarınız da aynısını yapar. Ama siz kitap okursanız "inanın bana denenmiş bir gerçektir" onlar da kitap okur.
  
* Günümüz gençliğine üç tavsiye verecek olsaydınız bunlar ne olurdu? 
Ömür denilen uyku halinin en tatlı rüyasıdır gençlik derken şunu da eklemem gerekir. Gençler bilebilse yaşlılar yapabilse demiş Fransızlar. Bilebilmenin yoluysa çok okumaktan geçiyor. "Genç" iki kulağı da delik demektir bir veçhilesiyle. O yüzden siz ne söylerseniz söyleyin doğru yolu kendileri bulacaktır. 

* Kitaplarınızda yayımlandıktan sonra şunu yazsaydım yada şunu yazmasaydım dediğiniz oldu mu? 
Hayır. DEMİR AĞAÇ romanımda böyle bir duyguyu yaşamadım. "DÜŞÜŞ" Henüz çok yeni. Geri dönüşümler süper. Eserlerimin tam olarak hazır olduğunu hissettiğim de okumaları için ciddi anlamda okuyucu olan yakın dostlarıma sunuyorum. Onlardan en acımasız yorumlarını yapmalarını ve kırmızı kalemle uygun bulmadıkları yerleri belirtmelerini istiyorum. Bu süreç tamamlandıktan sonra yeniden okuyorum ve gerekli önerileri dikkate alıp düzeltmeleri yapıyorum. Yayın evine gönderirken tıpkı bir asker uğurlar gibi gözyaşı akıtıyorum. Yolculuk başlıyor. Birken bin oluyor. Evde açan çiçek ülkenin dört bir tarafında açan binlerce çiçeğe dönüşüyor. Bu arada A7 Kitabın da katıldığı Frankfurt kitap fuarındaki stantlar da DEMİR AĞAC'ı görmek beni ayrıca gururlandırdı. Düşünsenize ektiğiniz bir tohum dünyada farklı farklı coğrafyalarda hayat bulup renk renk çiçek olarak yeşeriyor. Bu gerçekten de inanılmaz bir onur. 

* Yazmadığınız zaman ne yaparsınız? 
Hayat hemen önümüzden akıp giden bir nehir gibidir. Onu ancak içinden kapabildiklerimiz kadarıyla anlayabiliyor ve yaşayabiliyoruz. Bana bahşedilen kısacık sürede yapmaya çalıştığım şey, önümden akıp giden nehirden kaptıklarımı harmanlayıp işledikten sonra onları tekrar nehre geri bırakmak. Böylece daha sonrakilere benden bir iz tatlı bir seda bırakabilmek.
  
* Kitap fuarlarıyla ilgili düşünceleriniz nelerdir? 
Yazar ve okuru bir araya getiren fuarlar gerçekten de çok faydalı oluyor. Geçen sene A7 Kitabın katıldığı pek çok fuara gitmeye çalıştım. Tabi katılamadıklarımda oldu. Yayınevinin baş döndürücü temposuna ulaşabilmem neredeyse imkansız. Gözlemleyebildiğim kadarıyla fuarlarda okurun kitaplara ve yazarlara ilgisi çok yoğun oluyor. Yazarlar da ellerinden geldiği kadar onların bu teveccühüne karşılık vermeye çalışıyor. Ancak yurt dışında, özellikle batılı ülkelerde fuarlar daha renkli ve coşkulu süreçlere dönüşüyor. Kent meydanlarında adeta şenlik havası halinde yaşanıyor. Kitap ve müzik birbirinden ayrılmamalı. Ben her ikisini, birbirlerine yapışık siyam ikizlerine benzetirim. Siz varın iki kanatlı kuş deyin. En büyük hayallerimden birisi şehirlerin şöhretli caddelerine ki "İstanbul için İstiklal Caddesi ya da Bağdat Caddesi" buna çok uygun, kurulan karşılıklı stantlarla fuarların yapılması. Müzisyenlerin ve yazarların katıldığı böyle bir ortam sanırım herkesin çok hoşuna gider.

* Hayatınız boyunca yaşadığınız pişmanlık var mı? 
Elbette var. Pişmanlık ateş gibidir. Ham insanı pişirip olgunlaştırır. Ancak pişmanlıklarınızı affetmelisiniz yoksa ağırlıkları altında ezilirsiniz. Kısaca pişmanlık, insani bir duygu olmakla birlikte aynı zamanda da soğan kabukları gibidir ve doğradıkça gözlerinizi yaşartır. 

* En büyük korkunuz nedir? 
Yarım bırakmak. Bence insanların en büyük korkusu başladıkları bir hayali tamamlayamama ihtimalinin soğuk olasılığıdır. Şöyle ki herkesin kendince bir hayali vardır ve bunu gerçekleştirmeden yolculuğunu bitirmek istemez.

 * Aşk sizce nedir? İlk görüşte aşk var mıdır? 
"Aşk" bence "her şeydir". Bana "her şey" nedir? Diye sorarsanız sanırım bir dört yüz sayfalık roman yazarım. Tabi bu roman sonsuz serinin ilk cildi olur. Kaç cilt daha yazabilirim bunu şu an tahayyül edemiyorum. Bu yüzden kısaca şöyle özetleyeyim,
"AŞK, cehennemin içindeki küçük saadet ülkesidir. Yanmadan gidemezsiniz."   

* Okurlarınızla aranızda nasıl bir bağ var? 
Karşılaştığımızda bana sarılarak gözlerinden yaş akıtan, tüm samimiyetleriyle beni tebrik eden insanların olması hayattaki paha biçilmez değerlerin başında geliyor. Hepsini çok seviyorum. Buna eleştiri yapanlar da dahil. Onların eleştirileri sarsılıp silkinmeme ve izlediğim rotayı tekrar tashih edip kendime çeki düzen vermeme neden oluyor. Belki şaşıracaksınız ama tüm samimiyetimle söylüyorum. Yazdığım tarz da roman okuyan kesim içinde bugüne kadar DEMİR AĞACI okuyup da beğenmeyen bir okurla karşılaşmadım. Böyle birisi varsa da henüz olumsuz bir dönüş olmadı. Hemen herkes romanın içinden kendi hayatıyla ilgili bir şeyler bulabiliyor. Turgut Ülgezer tanınmış bir isim değil. Dolayısıyla okuyucu ister istemez ki bence de haklı olarak tereddüt ediyor. Hepsini anlayışla karşılıyorum. İnsanlar denenmemiş bir şeyi deneyerek vakit kaybetmek istemiyor. Zamanın elmastan daha değerli olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Ancak sosyal medyadaki edebiyat gruplarına bakıyorum da paylaşımlarda sürekli aynı romanların sürekli aynı repliklerinin döndüğünü görüyorum. Tabi ki herkesin düşüncesine ve ilgi alanına saygı duyuyorum. Ama artık insanlığın biraz da yeni sesleri dinlemesinin vaktinin gelip çattığını da düşünmüyor değilim. Bunu sadece kendi romanım için söylemiyorum. İnanın gençler o kadar güzel işler çıkartıyorlar ki çoğu zaman onların yazdıklarına imreniyorum. Emin olun bu gençler birileri tarafından desteklenseler içlerinden pek çoğunun edebiyatta çığır açacak yeteneğe sahip oldukları ortaya çıkacaktır. Mevlana'yı, Yunus'u, Fuzuli'yi yeşerten topraklar neden bir Tolstoy, Kafka ya da Vasconcelos çıkartmasın.
Her meyve kendi dalında güzeldir öyle değil mi?  

* Ulaşamadığınız biri ile sohbet etme şansınız olsaydı bu kim olurdu? Neden? 
Bu sorunuzun yanıtı kesinlikle Hz. Muhammed olurdu. Ama maalesef böyle bir buluşmada çenemi tutamaz, insanlığa ışık tutan getirdiği o güzel anlayışın, sermayesi din olan kesimlerce nasıl yobazlaştırıldığını ağzımdan kaçırırdım. Ve bununla istemeden de olsa o yüce insanı çok üzerdim. Bu yüzden tercihimi yıldızların ötesinden değil de yaşadığımız gezegenden yana kullanmayı yeğler yirmi, yirmi beş yıl önceki halimle sohbet etmeyi isterdim. O zaman kendi kulağıma doğru eğilir daha fazla okumalısın diye telkinde bulunurdum. Çünkü, "kulağa fısıldanan sözler asla unutulmaz."

* Hayatta en çok kıymet verdiğiniz kişi? 
Aile fertlerim, dostlarım, okurlarım, yaşayan yaşamayan her şeyi çok seviyorum. Tıpkı bir güneş gibi şefkatimi etrafımdakilere adil dağıtmayı öğrenmeye çabalıyorum. Çünkü biliyorum ki "ben, biz olduğumuz sürece ben'im."

* Son olarak eklemek istedikleriniz var mı ya da okurlarınıza mesajınız var mı? 
Bana bu keyifli sohbet imkanını yaşattığınız için size çok teşekkür ediyorum. Edebiyat sever arkadaşlar A7 Kitap ve benim şahsi "Facebook-İnstagram" adreslerimizi takip ederlerse çok mutlu olurum. Edebiyat dünyasının, hep birlikte yaşadığımız ekonomik kriz sürecinde cesur adımlarla ve kararlılıkla yoluna devam eden yayın evlerine ihtiyacı var. Bence "A7  Kitap" bu yayınevlerinin başını çekiyor. Maalesef çok üzücü ki pek çok yayınevi krizden olumsuz yönde etkilendi. Bununla birlikte okuyan bir nesil ülkemizin aydınlık geleceği için olmazsa olmazıdır. Lütfen bu konuda hassas olan ve müthiş bir özveriyle ayakta kalmaya çalışan yayınevlerine sahip çıkalım. Kitap fiyatlarının pahalılığından yakınan arkadaşları da çok iyi anlıyorum. Ama inanın bana bir kitabın yayınlanması gerçekten de çok büyük emekler isteyen bir iş. Bu kutsal görev için ter akıtan insanları sıraya dizsem yazar olarak kendimi ancak son sıralara koyarım. Kapak tasarımı, editör süreci, iç tasarım, mizanpaj, matbaa, dağıtım vs. saymakla bitmeyecek süreçler. Onların tümüne emeklerinden dolayı bu vesile ile bir sefer daha teşekkür ediyorum.
"Kitap ve müzik güneş ve ay gibi ufkunuzun daim süsleri olsun"
Sevgiyle kalın... 

Turgut Bey keyifli bir sohbet oldu. Umarım ilerleyen zamanlarda sizi yine bloğumda konuk edebilirim. Zaman ayırıp röportaj yaptığınız için tekrar teşekkür ederim. Yolunuz açık, okurunuz bol olsun.

21 yorum :

  1. Değerli paylaşım için teşekkürler kaptanlık yaparken seyahatlar uzun olur bence çok eser çıkabilir birde son olarak her gün sigara ya 13_15 tl verilir ama kitaba 15_20 tl pahalı neyse okumayacağım de bari pahalı deme saygılar teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sessiz Haykırış;
      Maalesef kitaba verilen ücretleri çok buluyorlar. Ama son zamanlardaki kitap artışları da maalesef aşırı oldu. Teşekkürler :)

      Sil
    2. öncesini de biliyorum ama yapacak bir şey kolay gelsin ben teşekkür ederim.

      Sil
  2. Beyda kalemine yüreğine saglik harika bir iş çıkartmışsın her zamanki gibi..Genç yazarımıza başarılar dilerim..Ropörtaj hayat ipuçları ile dolu

    YanıtlaSil
  3. Turgut Ülgezer hakkında güzel bir tanıtım yazısı olmuş

    YanıtlaSil
  4. hoş bir röportaj olmuş ,eline diline sağlık

    YanıtlaSil
  5. Gençler bilebilse,yaşlılar yapabilse...Okumaya devam..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yeşim;
      Benimde çok sevdiğim bir söz oldu. Aynen canım. Okumaya devam :)

      Sil
  6. Güzel bir söyleşi olmuş, çok teşekkürler.

    YanıtlaSil
  7. Oumak okumak okumak her şeyin başı çok doğru söylemiş:) keyifli bir röportaj olmuş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okumaya Gel;
      Çok teşekkürler. Okumak en önemlisi o zaten :)

      Sil
  8. okumaya yazmaya başlama kısmını pek sevdim :) ne güzel bi de yaaa, bilmediğimiz yazarları tanıtıyon bize :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Deep;
      Daha çok yazar gelecek inşallah. Çok teşekkürler :)

      Sil
  9. Kalemin kağıda olan aşkıdır roman....Bu cümleyi okuyunca vavvvvv dedim :) Ne de güzel açıklamalar yapmış :) Her ikinize de çok teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil