Ana içeriğe atla

Pınar Çağlıner Röportajı

Merhabalar

Yılın son gününe gelmişken, çok güzel bir röportajla haftaya başlayalım.
Aynı zamanda da yılı kapatalım. Ne dersiniz? Bu yılın son konuğu Sevgili Pınar Çağlıner. Kendisiyle çok güzel, keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Sohbetimizle keyifli dakikalar geçirmenizi ve yeni yılın hepinize gönlünüzden geçenlerin kat kat fazlasını vermesini, Allah'tan hastalara şifa, borçlulara eda vermesini dilerim. Sağlık, huzur, mutlu ve başarılı bir yıl sizlerle olsun.

Yeni yazılarımda görüşünceye dek, kendinize iyi bakın.

Hoşçakalın.

Pınar Hanım öncelikle bloğuma hoş geldiniz. Bu güzel röportaj için şimdiden teşekkür ederim. Dilersiniz sorularımıza geçelim.

* Kısaca kendinizden bahseder misiniz? 
Edebiyat dünyasında yaklaşık dört sene önce adımı duyurmaya başlayan bir yazar ve editörüm. Önceliğim annelik olan bu hayatta, yazılan kelimelerin yüreklere dokunabilmesini amaçlayarak yazarlık yolunda yürüyorum.

* Yazmaya ne zaman başladınız? 
Hayatı henüz algılamaya başladığım zamanlarda başladım yazmaya. İlkokul ikinci sınıfta, deneme tarzlarında her gün yazdığım günlüğüm ile. Ama bir roman tarzında yazdığım kitap ortaokul ikinci sınıfta.

* Kitap yada genel olarak yazma konusunu nasıl seçiyorsunuz? Etkileşim var mı? Yoksa tamamen tesadüf mü? Yani kurguyu önceden mi belirlersiniz?
Yoksa bütün olay örgüsü siz yazdıkça mı gelişir? 
Sıralaması aynen şöyle; bir kitabın kurgusu aklıma düştüğü an, benden hariç çalışan bir hayal gücü mekanizması var. Öyle bir şey ki;  ben ‘bu kitap kurgusu nasıl şekillenebilir?’ demeden, giriş, gelişme ve sonuç hayal gücümün eşliğinde oluşuyor. Son belirleniyor. ‘Her şey tamam.’ dediğim anda, kelimelere dökülmeye hazır olan hikaye, ben yazarken şekilleniyor, genişliyor. Ama hiçbir zaman her şeyi tamamlanmış hikayeye ek bir karakter girmiyor, akış değişmiyor. Zaten bitmiş olan bir hikayeye ben kelimelerle şekil veriyorum o kadar. Sonunu ben beğenene kadar, o hikaye aklımın içinde saklambaç oynuyor, ip atlıyor. 

* Kimsenin okumayacağını bilseniz bile yazmaya devam eder miydiniz? 
Ben üç kitabımı ve çocuk serisi kitaplarımı da, ‘okurlar bu kitabı neden almalı?’ sorusuna yanıt verdikten sonra kaleme aldım. Kimse okumaz dediğim bir kitap, benim okurlara bir şey veremeyeceğim anlamına gelir. Vurgulamak istediğim öğretiyi, dokunuşu iyi belirlerim. O son sayfa kapandıktan sonra ben okura, bir duygu armağan etmeliyim. O nedenle; inanmadığım bir şeyi kaleme almam.

* İlk kitabınızı çıkarmaya nasıl ve ne zaman karar verdiniz? 
Bu karar bana ait değildi. Ben iç dünyamdan taşanları yazıya döken bir ev hanımıydım. Sevgili Sevil teyzemin Salıncak kitabımı tesadüf eseri okuması ile kendisi tarafından sunulan dosya basıldı.

* İnsanların çoğu "hayatımı yazsam roman olur" der. Sizce herkes kitap yazabilir mi? Yazmak bir yetenek midir? 
Burada iki soru var. İlki doğru bir teşhis. ‘Hepimizin yaşanmışlıkları benzer. Kimi on yıl önce, kimi dün yaşadı benzer olayları. Dokunuluyor bir kere o kalbe.’ Bu cümleler gerçek bir hayat hikayesi olan UTANDIM kitabından bir alıntı. Benim hayatımın yollarını sunan bir kitap. Romanlar çıkar, her bir hayattan. İkinci sorunun yanıtı ise; yazmak bir yetenektir doğru. Geliştirilmesi gereken, sürekli çalışmak zorunda olduğunuz bir yetenek. Buna inanıyorum ben. Şimdi size iki sayfayı dolduracak şekilde bir yazı yazmanızı istesem yazabilirsiniz. Ancak karakter, konu anlatım dili, kurgu ve en önemlisi son kapak kapandıktan sonra ‘güzel bir kitapmış’ dedirtebilmek zor iş. Bu işi başarırsanız siz bir kitap yazmış sayılırsınız benim gözümde. O nedenle, kim ne derece kitap yazabilir sorusuna, her zaman durmadan çalışarak ve önem vererek bu konuda ilerleyen herkes bir gün mutlaka kitap yazabilir diyebilirim. Stephen Kıng bile günde 100 kelime yazmazsa, geri kalacağını düşünüyor.

* Yazma ritüelinizden bahseder misiniz? Mesela hangi ortamda, hangi metaryallerle, hangi müzikle ve nasıl bir coğrafyada yazmayı tercih edersiniz? 
Ben havaalanında uçak beklerken bile kalemimi bırakmadım. Bunun zamanı ve mekanı beni çok etkilemiyor. Ama beni çok rahat ettiren bir ortam var. Müzik dinleyerek kaleme aldığımda, nescafem veya çayım yanı başımdaysa değmeyin bana, üç gün kalkmadan yazarım. Ki Utandım kitabımın yarısını bu ortamda üç günde tamamlamıştım.

* Yazmak isteyen ancak nasıl yazmaya başlaması gerektiğini bilmeyenler için tavsiyeleriniz var mı? 
Öncelikle hangi hafızaları daha güçlü bunu bilmeleri onların çok işine yaracaktır. İşitsel mi, yoksa görsel hafızaları mı daha kuvvetli? Benim görsel hafızam kuvvetli olduğu için çok çeşitli film seyrediyorum. İnsanları gözlemlemem her zaman artı oluyor. O nedenle; sizi yönlendiren hafızanızı keşfettikten sonra, ona eşlik ederek yol almaları kendilerine, kalemlerine çok büyük yarar sağlayacaktır. Yazarken an gelecek gördükleri ya da duydukları bir alıntı onları yazarken alıp götürür.

* Bildiğim kadarıyla Utandım kitabınız kurgu değil. Başka kurgu olmayan kitap olacak mı?
Evet doğru Utandım başta sona gerçek bir hikaye. Çok istiyorum. Listemde dahil olan yazılmamış bir kitap. Bunun için niyet ettim. İstediğim ise, tüm yaşanmışlıklarını bana anlatan o kişiyle bir gün karşı karşıya gelebilmek. Onun anlatırken, o gözlerinde yaşadıklarını bulduğum an, o kitap çıkacaktır.

* Bir yazar olarak okuduğunuz ve beğendiğiniz yazarlar kimler?
Stephen Kıng baş tacımdır. Cengiz Aymatov, Yaşar Kemal. Aslında saymakla bitmez. Bütün değerli yazarlar benim yol arkadaşım olmuştur.

* En son hangi kitabı okudunuz?
Editörlük yaptığım için iki günde en az bir kitap okuyorum. En son değerli kalem Sinan Ceylan'ın Fhıllhos adlı kitabını edit ettim yani okudum. Basıma hazır olan yepyeni bir kitap.

* Yayımlanan üç kitabınız var. Son kitabınızın yayımının üstünden de zaman geçmiş. Peki yakında yeni kitap veya yeni projeler var mı? 
Basım için renklendirilen çocuk kitabı serim yakında minik okurlarımla buluşuyor. Dört kitap halinde sunulacak bir seri. İlkokul çocuklarına hayal güçlerine eşlik ederek tarihimizde yolculuk yapılarak aktarılan çok önemli bir kitap serisi. Bir ilkokul öğretmenimizin, bir çocuk gelişim uzmanın ve psikolojik danışman tarafından değerlendirilecek, çocuklarımıza uygunluğu kanıtlanmış kitaplarımız resimlendirilmesi bittiğinde sunuma hazır olacak. Ayrıca dördüncü kitabın edit kısmındayım. Yani o hikayede sonlandı ve şekillendiriliyor.
  
* Yazmak sizin için hayat boyu sürecek serüven mi? Yoksa yazmayı bırakmayı düşündüğünüz bir zaman var mı?
Ben dediğim gibi; henüz hayatı yeni algılamaya başladığım 7 yaşından bu yana yazıyorum. Bir gün kitap olur düşüncesiyle yazılmamış romanlar gün yüzüne yeni çıktı. Onlar her daim benimleydi. Benim kitap yazayım diye bir düşüncem hiç olmadı. Hala da ne zaman kitap yazmalıyım, ne yazmalıyım diye düşünmüyorum. Onlar sırasını bekliyor benim hayal dünyamda. Mesela dördüncü kitabım olarak çıkacak yeni romanımı ben iki sene önce yazmıştım ve defterde bekliyordu. Aslında bekliyor da denemez. Geçenlerde hatırladım. Ben bir roman daha yazmıştım diye. Kendisini kütüphanemde buldum. Şimdi beraber şekil veriyoruz kendisine. Şekillenmek üzere bekleyen bir kurgumda hayal dünyamda beni bekliyor. Hazır bitmiş bir kurguya sahibim. Sadece sırasını bekliyor.

* Günümüzde gençlerin sosyal medya sitelerinde çok zaman geçirmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sosyal medya olması gereken bir gerçek. Ancak sosyal medyada gün içerisinde toplam bir saatten fazla bir kişi zamanını kullanıyorsa, bu hayatında yer alabilecek güzellikleri yaşayamıyor demektir. Sosyal medyanın adı bence yanlış bu arada. Sosyalleştirmeyen aksine, belirli bir sınırdan sonra vaktini buralarda tüketen kişiler asosyal konumuna düşüyor. Ortak medya konabilirdi belki adı. Ya da başka bir şey.  Seyahat halinde dahi bir ağacın verdiği huzuru göremeyen, hayattan kopmuş, robot vari bir insanlık kendisini, bizi, toplumumuzu daha ileriye götürmeyeceğine inanıyorum. Tekinsiz, ruhsuz, katılımdan uzak bir yaşam maalesef ki bizleri duyarsız yapacaktır. O nedenle, makineye bağlı bir yaşama ben hayır diyorum. Bizim evimizde televizyon belirli programlar için açılır. Sosyal medyaya ben ve oğlum günde toplasanız bir saat süre dahil oluruz. Bizim başka bir zamanımız yok.

* Günümüz gençliğine üç tavsiye verecek olsaydınız bunlar ne olurdu?
İlber Oltaylı'nın söylediği bir söz çok hoşuma gitti. Diyor ki; "Okuyun çocuklar. Çok kitap okuyun, okulda size çok az bilgi veriliyor." Okumadan neyi bilmediğinizi bilemezsiniz. İnsan beyni öyle bir mekanizmadır ki, hangi konu üzerinde çalışırsanız nöronlarınız o konu için çoğalır. Çoğalan nöronlar çalıştığınız konu hakkında sizden daha çok bilgi isteyecektir. Yani okumak, araştırma yapmak, hayatınıza hedef eklemek çok önemli. Ben neyi bilmiyorum, neyi yapamıyorum? sorularına sahip olmak ve bu soruların peşinden gitmek şart. Herkesin öğretmeni ilk önce kendisidir. Üçüncü önerimde kendilerini sevmeleri. Kişinin en yakın arkadaşı, dostu kendisidir. Farkında olmasak da, bize moral veren ya da moralsizliğe mahkum eden yine bizleriz. Hayatı sevin. Kötü olarak tabir ettiğiniz yaşanmışlıklarınızı bir tecrübe olarak adlandırır, öğretisini, öğretilerini cebinize koyarak, kalanına anlamlar yüklemeden devam ediyorsanız rotanızda huzur olacaktır.

* Kitaplarınızda yayımlandıktan sonra şunu yazsaydım yada şunu yazmasaydım dediğiniz oldu mu?
Hayır hiç olmadı. Bir kitabı bir yere yazarsınız. Deftere ya da bilgisayara. Ancak asıl iş ondan sonra başlar. Taslak olarak baktığım yazılanı, edit  olarak kitap için şekillendirdiğimde gördüğüm, taslağını yazmak ne kadar kolay ve kısa sürdüğüdür. Her kelimesini, akışını, anlam bütünlüğünü harf harf incelerim. Bu sırada sizin sorunuzu yaşarım. Eklenmesi gereken bir durum, ayrıntı var mı diye. Yani edit kısmında tüm karar uygulanmış olarak biter.

* Yazmadığınız zaman ne yaparsınız?
Zor bir soru. Okurum. Her çeşit kitabı incelerim. Editörlük yapmak sorumluluk ve bilgi isteyen bir çalışma. Bu nedenle dil bilgisi ve cümle konularını çalıştığım çok oldu. Oğlumla vakit paylaşırız. Onunla hayatın anlamını paylaşırız. İmza günlerim, söyleşimler olur. Farklı şehirlerde güzel okurlarımla buluşurum. Karakalem resim yapmak beni çok rahatlatır.

* Kitap fuarlarıyla ilgili düşünceleriniz nelerdir?
Okur ve yazarın buluşabildiği sevgi dolu merkezler diyebilirim. Benim çok güzel anılara sahip olduğum merkezler.

* Hayatınız boyunca yaşadığınız pişmanlık var mı?
Yok. Utandım derken bunu çok net bir şekilde anlattım kitabımda.

* En büyük korkunuz nedir?
Bir korkum yok. Aklıma gelmeyen olayları çok kısa süre içinde ard arda yaşadım ben. Yani hayatın her an bir ce-e yapabileceğinin farkındayım. Bu nedenle korku denilen şey, olmamasını istediğiniz şeylerin, olmaması için elimden gelenin en iyisini yapar, gerisini seyrederim.

* Aşk sizce nedir? İlk görüşte aşk var mıdır?
Ben ilk görüşte aşka inanırım. O anlatılamaz. O andan sonrası da iki kişiye kalmıştır. Duyumsanan hisler ne derece korunur ve karakterlere ne kadar uyum sağlarsa aşkın rengi de ona göre belli olur diye düşünüyorum.

* Okurlarınızla aranızda nasıl bir bağ var?
Ben iki gün sosyal medyaya girmeyince, nasıl olduğumu soracak kadar sıcak bir bağ var. Genelde her okurun yaşadıklarına paralel olan kitaplarım olduğundan, birbirimizin yüreklerine ulaşabildik. Onlar beni çok seviyor, ben onları daha çok seviyorum. Çeşitli şehirlerden bulundukları şehirlerin meşhur olmuş tatlarını bana gönderenler çok. Daha ne istenir ki?

* Ulaşamadığınız biri ile sohbet etme şansınız olsaydı bu kim olurdu? Neden?
Benim ulaşamadığım biri var. Ama ne kimliğini biliyorum şu an, ne de nerede yaşadığını. Gözümün önünde onun dizlerinin önüne çömelmiş dinleyişim mevcut. O gerçek hikayeyi dinliyorum. Kitaba işlemek için. Bu güzel görüntü beni bir gün o kişiye ulaştıracak. Onun haricinde ulaşmak istediğim kimse olmadı.
  
* Son olarak eklemek istedikleriniz var mı ya da okurlarınıza mesajınız var mı?
Bu uzun yolda emeklerken, yürürken, koşarken, beklerken sizin yanınızdan ayrılmayan tek bir kişi var. Kendiniz. Onu sevin, hediyelerle şımartın, o bilgiye aç, ona bilgiyi sunun. Onu gezdirin, gülümsetin ve deyin ki; 'ben kendimle mutluyum ve mutlu olmak adına emek vereceğim.'

Pınar Hanım keyifli bir sohbet oldu. Umarım ilerleyen zamanlarda sizi yine bloğumda konuk edebilirim. Zaman ayırıp röportaj yaptığınız için tekrar teşekkür ederim. Yolunuz açık, okurunuz bol olsun.
Sevgi paylaşıldıkça çoğalır. İnanıyorum ki, burada paylaşılanlar sevgiye dönecektir. 

Yorumlar

  1. Kitap kurgusu ile ilgili alanı tekrar tekrar okudum.Zira kafasında kurgu olup bir türlü yazmaya cesaret edemeyenler için ders nitelikte..Genç yazarımıza başarılar diliyorum.Bize bu yazar ve kitapları anlatan siz editöre çok teşekkür ederim.Herkese mutlu yillar

    YanıtlaSil
  2. Çok güzel bir söyleşi olmuş ama doğru söylüyor okulda çok az bilgi veriliyor gençlerde bilinçli olup kendilerine bir şeyler katmaları gerek.

    YanıtlaSil
  3. Çokkkkk güzel bir röportaj okudum. Emeğine sağlık canım. Nice mutlu sağlıklı yıllar dilerim 😊🌷🤚

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yıldız;
      Çok sağol canım. Sana da mutlu yıllar :)

      Sil
  4. Pınar Hanım'ın faydalı olacağına inanarak kitap yazması imrenilecek bir duygu. İnanmak ve başlamak gerek.. Tebrik ederim. Başarılar..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En Nefis Tariflerim;
      İnanmak başarmanın yarısıdır. Çok teşekkürler :)

      Sil
    2. Çok teşekkür ederim. Çok keyif aldım bende. Sevgiler.

      Sil
  5. Çok güzel bir röportaj böyle yazıları yazma işi ile uğraşanların okumasında fayda vardır. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  6. Keyifli bir röportaj olmuş. Yazmaya başlama da en güzel başlangıç günlük yazmak sanırım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Erhan Çakırlar;
      Çok teşekkürler:) Günlük tutmak çok güzel bir şey :)

      Sil
  7. Merhabalar.
    Genç yazarımıza başarılar dilerim. Herkes düşünür, fikirler ortaya atar, ama bir türlü kaleme alamaz. İşte yazmak, biraz da Allah vergisidir. Kitaplarını takip ettiğim ama ismini burada vermeyeceğim, ilahiyatçı bir yazar var. Hocanın bilgisi ve ilmi o kadar geniş ve zengin ki, ama kitaplarında hitabet gücü yok, Türkçe yok, haliyle insan hem okurken, hem de okuduğunu anlamaya çalışırken zorlanıyor. Bu güzel röportaj paylaşımınız için teşekkür eder, emeğinize sağlıklar dilerim.

    Yeni yılda umutlarınız gerçek, mutluluklarınız sonsuz olsun. Mutlu yıllar dilerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Recep Altun;
      Hitap yeteneği herkeste yoktur. Bilgi önemli ama hitap olmadıktan ve akataramadıktan sonra maalesef yetersiz kalıyor. Size de mutlu yıllar olsun :)

      Sil
    2. Teşekkür ederim Recep Bey.

      Sil
  8. Biz de tanımış olduk yazarımızı sayende. Teşekkürler! :)

    YanıtlaSil
  9. Yazarın başarılarının devamını diliyorum. Hepimiz için hayırlı bir yıl olsun umarım..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yeşim;
      Çok teşekkürler canım. İnşallah güzel bir yıl olsun :)

      Sil
    2. Çok teşekkür ederim. Sevgiler.

      Sil
  10. Çok keyifli olmuş, sayenizde yeni yazarları tanıma fırsatı buluyoruz. Teşekkürler..

    YanıtlaSil
  11. ayy iki arkadaşımız da sohbet yapmış iki yeni yazarla, biri gizem mor düşler diğeri de nur. iyi oluyo böyle tanıyoz bir dolu bilmediğimiz insanı yaaa. burdan anlaşılıyo ki, yazan çok ama acaba kim okuyo. çünküü, kitap satışları düşük bizde. şimdi çok da zam geldi kitaplara. geçen bir kitaba baktım da kırkiki lira idi roman. o ne yaaa :) sen de azalt biraz almayı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Deep;
      Yeni yazar tanımak güzeldir:) Kitap fiyatlarının düşmesi lazım. Ben bir süre maalesef alamayacağım. Çünkü son zamanlarda gene abarttım. Elimdekileri okumam için zaten bana çok sene lazım :)

      Sil
    2. evet alma tabii. oku elindekileriii :) bitir öyle al. sen almayı sefiyon galibaaa :)

      Sil
    3. Almayı sevmekten ziyade merakla beklediklerim, uzun zamandır takip ettiklerim ki bunlar indirime girenler oluyor, bir de uzun zamandır takip ettiğim ve basımı tükeneceklere göre alıyorum kitapları. Bu nedenle de bende alınacak kitap hiç bitmiyor :)

      Sil
  12. Her mekanda yazabilmesi çok hoşuma gitti.Özel bir ritüele gerek duymuyor.Teşekkürler şeker :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder