Ana içeriğe atla

İsmail Çevikbaş - Çarkına Tüküreyim

 

İsmail Çevikbaş Çarkına Tüküreyim 

Adliye binasının ağır kapıları açıldığında yüzüne vuran soğuk hava, hayatının tüm yükünü bir anda hatırlatmıştı: Sanki adaletin değil, yılların birikmiş acısının kalesine giriyordum.

Bu roman, bir insanın karanlık koridorlarda kurulan düzenlere, sessizce işleyen kumpaslara, görünmeyen ama her yerde hissedilen güçlere karşı tek başına verdiği büyük mücadelenin hikâyesidir.

Gölgelerin arasında uzayan koridorlar… Her kapının ardında başka bir hüküm, başka bir hesap, başka bir oyun. Kapıların üzerindeki kalın siyah harfler, tabut kapakları gibi duruyordu. Genç bir adam… Hayalleri olan, emek veren, dürüst kalmaya çalışan biri… Ama hayat bazen doğruları değil, sesini çıkaramayanı yaralardı. Öğretmenlik hayalinin ağırlığı, atanamamanın acısı, sömürü düzenine dönüşen iş teklifleri, görmezden gelinen emek, gazeteciliğin görünmez duvarları… Ve en sonunda dev bir bürokrasinin soğuk, acımasız labirenti.

Bir insan ne kadar dayanabilir?

Bir ruh kaç kere kırılıp yeniden toparlanabilir?

Bir kalp, adaletin labirentinde kaç kez kaybolur?

Mahkemede yankılanan o tek cümle, aslında bir ömrün özetiydi: “Duruşma… açıldı.” Ama gerçekte açılan sadece bir duruşma değil; görünmez ellerin kurduğu düzenin kapısıydı. Yanlış anlamalar, kasıtlı tutumlar, görmezden gelinen gerçekler, küçümsenen emek… Ve hepsinin sonunda insanın kendi içindeki sesle hesaplaşması.

Bu romanın kahramanı, karanlık koridorlarda yürürken yalnız değildir aslında. Onunla birlikte yürüyen milyonlar vardır:

bir haksızlığa uğrayıp sesini duyuramayan,

emeği değersiz görülen,

adaletle arasına görünmez duvarlar örülen,

hayalleri “şimdilik” ertelenen herkes…

Çünkü onun hikâyesi yalnızca bir mahkeme salonunda başlamaz. Bir okul koridorunda, bir gazete odasında, bir radyonun küçük stüdyosunda, bir bürokrasi masasının kenarında… Hayatın tam orta yerinde defalarca başlar. Her seferinde aynı cümle içinden yükselir: “Ben neredeyim? Bana neden yer yok?” Bu roman, hem karanlığı hem de karanlığın içinden çıkmayı anlatır.

Bir insanın, üzerine kapanan bütün kapılara rağmen hâlâ yürümeyi seçmesini…

Adaletin titrek ışığında, kendi yolunu bulmaya çalışmasını…

Kumpaslara, kayıplara, küçümsenmeye, yalnızlığa rağmen dimdik durabilmesini…

Ve sonunda, en derin karanlıkta bile insanın kendine dair bulduğu o şaşırtıcı gerçeği: Bazen bir insanı hayatta tutan, mücadele etmeyi bırakmamasıdır. Bazen de en karanlık an, insanın içindeki ışığın doğduğu andır. Tıpkı romanda söylendiği gibi: Bu hikâye burada son bulacak ama burada başlamamıştı.

Bu kitap, karanlığın en derin yerinde bile kendi ışığını arayan herkes içindir.


Basım Yılı : 2026

Sayfa Sayısı : 410

Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık

Reklam değildir. Gönüllü paylaşımdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Her Çocuk Özeldir Film Yorumu

Merhabalar Senenin son günü izlediğim çok güzel ve özel bir film Her Çocuk Özeldir.

Şeyma Demir Röportajı

Merhabalar Her hafta pazartesi olduğu gibi, bu hafta da yine çok güzel bir yazar röportajıyla sizlerleyim.

Gürses Restaurant Osman'ın Yeri Alaçatı / Çeşme

  Merhabalar Alaçatı yemek mekanlarıyla bugün de devam ediyoruz.

Mimlendim ve Mimledim 40 - Eşleştirme Mimi

Merhabalar Mimler o kadar birikti ki hangisini yazacağımı şaşırmış durumdayım. Sırada sevgili  Sevde 'nin başlatmış olduğu eşleştirme mimi var.

İstanbul Nöbetçi Eczaneler 24.08.2026

 

Melisa Şentürk - Kullanıcı

 

Tüm Zamanların En Güzel Kadını : Prenses Fevziye

Kavalalı Mehmet Ali Paşa soyundan, Mısır'ın ilk kralı Fuad'ın kızı; yine Mısır'ın son kralı Faruk'un kız kardeşiydi Prenses Fevziye.

Fatih Murat Arsal - Büyülü Orman

 

Pizza Pizza Alaçatı / Çeşme

Merhabalar Geçen sene 15 tatil döneminde Alaçatı'ya üç günlük tatile gitmiştik.

Ankara Nöbetçi Eczaneler 30.08.2026