Ana içeriğe atla

Cheon Seon-Ran - Binlerce Mavi

 

Cheon Seon-Ran Binlerce Mavi

Yalnız yatakta uzandığında bedeni suya gömülüyormuş gibi hissediyordu. Koli, mutfaktan bir sandalye alıp kapının yanına yerleşti. Dizlerinin üzerine ellerini koymuş, düzgün ve dik bir duruşu vardı. 

“Gözlerin çok parlak,” dedi Bokyung. Koli, bu söz üzerine gözlerinin ışığını kıstı. Karanlık odada,  gözleri uzaktaki gezegenler gibi hafifçe ışıldıyordu. Yatakta uzanan Bokyung, ona doğru döndü. Koli’yle konuşmalarını düşünürken bir soru takıldı aklına: Odada otururken zamanın geçmediğini Koli nereden biliyordu? Merakına yenilip sordu. Karşıya bakan Koli, yüzünü hafif çevirdi. 

“Bana verilen oda penceresiz, beton bir yerdi,” dedi. Dizlerini göğsüne çekip kollarıyla sardı. “Sadece böyle oturabileceğim bir alandı. Kapının açılmasını beklerdim. Benden önceki model bir günde arızalanıp gitmişti. O gidince zaman inanılmaz yavaşlamıştı. Oraya gelmeden önce kamyonda saatlerce yolculuk yapmıştım; penceresi vardı. Güneşin doğuşunu, dünyanın renklere boyanışını izlerken bir saat bir dakika gibiydi. Ama o odada bir dakika bir saate bedeldi.” 

“Sıkılmışsındır,” dedi Bokyung. 

“Hayır. Sıkılmak nedir bilmem. Bir tek zamanın yavaş aktığını fark ettim.” 

Koli bacaklarını indirip düz oturdu. 

“Zamanın farklı akışını Yeonjae anlattı. Öyle hissettirmiyor sadece, gerçekmiş. Today ile koşarken zamanın bükülmesi de öyleymiş. Her canlının yaşam zamanı farklıymış.” 

“Farklı, evet,” diye mırıldandı Bokyung. 

“Yani insanlar bir arada olsa bile aynı zamanı yaşamıyor,” dedi Koli. “Aynı çağda olsalar da herkes kendi zamanında, birbirine tam karışamadan. Doğru mu?” 

Bokyung başını salladı. Grip yüzünden sesi kısılacak gibiydi.  

Koli yumuşak bir tonda sordu: 

“Sizin zamanınız nasıl akıyor?” 

Bokyung susarken Koli ne sıkıldı ne başka yere baktı ne de soruyu yineledi. Sanki onun dokunulmaz zamanını saygıyla bekliyordu. Bokyung ilk kez kendi zamanını düşündü. Yavaşça, en eski anılarından başlayarak zihninde yol aldı. Bir aralar saatte yüz kilometre giden bir arabada, kemersiz yolculuk ettiğini sanmıştı.  Arkada kalırsan elendiğin bir yarış gibi; bitiş çizgisi belirsiz, ödül meçhul, sadece doğduğu için içine düştüğü bir koşu. Mantıklıydı bu. Günleri bir yıldan hızlı geçiyordu. Bir şey yapmazsa huzursuzlanıyor, ancak yorgunluktan yatağa çökünce günü tamamlanmış sayıyordu. 

Bokyung uzun uzun düşündü; anılarını taradı, defalarca hatırladı ve sonunda Koli’ye dönüp içtenlikle, “Benim zamanım durmuş gibi,” dedi. Yangınla çevrili bir binada, itfaiyeciyi beklerken donup kalmıştı her şey. O an, sağ salim kurtulacağına öyle emindi ki...  

Zaman akıp gitmiş, Bokyung da oradan uzaklaştığını sanmıştı. Oysa gerçekte, o korkunç anda tek bir saniye bile ilerleyememişti. Her sabah erkenden kalkıp durmaksızın çalışması, o dayanılmaz anı geride bırakma çabasıydı; bir kaçıştı bu, artık kabul etmeliydi. Zaman ne hızlanıyor ne de yavaşlıyordu; sadece durgun, rüzgârsız bir su yüzeyinde hareketsiz bir yelkenli gibi öylece bekliyordu. 

“Neden?” diye sordu Koli, merakla. 

“Çünkü nasıl akacağını unuttum.”  

Zaman öylesine hareketsizdi ki sanki kıpırdamaya hiç niyeti yoktu. İyi olduğunu sandığı anlarda bile, kendini o felaket güne çekilmiş buluyordu. Peki ya acı çeken diğer insanlar? Onların zamanı nasıl akıyordu? Belki de hepsininki durmuştu. Acaba dünyada birikmiş, donup kalmış zamanların ayrı bir âlemi mi vardı?  Ve bu zamanları yeniden akışa kavuşturmak için ne yapmalıydı? 

Koli, Bokyung’a biraz daha dönerek yumuşak bir sesle, “O zaman çok yavaş hareket etmelisiniz,” dedi. “Durduğun yerden birden koşmaya kalkarsan, anlık bir güç patlaması gerekir. Özlemi yenmekle aynı değil mi? Siz demiştiniz ya, yalnızca mutluluk özlemi alt edebilir diye. Eğer her günü küçük, sakin mutluluklarla doldurursanız, bir gün şu anın zamanı, durmuş olanı usulca akıtmaya başlar.” 

Bokyung’un gözleri buğulandı. Gözyaşlarını silmek için elini kaldırdı ama durdu. Bıraktı, tuzlu damlalar özgürce yanaklarından süzülüp yastığa düşsün. “Bu sözleri nereden öğrendin?” diye sordu, sesi titreyerek. 

“Öğrenmedim. Bu, gökyüzüne bakıp maviyle sarıyı düşünmem gibi bir şey. Yeonjae’nin beni tuhaf bulması gibi.” 

“Bütün humanoidler senin gibi değildir herhâlde.” 

“Yeonjae, benim yanlışlıkla yapıldığımı söylüyor. İçimdeki çiplerden biri diğerlerinden farklıymış.” 

Bokyung sustu, düşüncelere daldı.

Çevirmen: Mehmet Ölçer, Yuzu Kitap, s.174-176


Reklam değildir. Gönüllü paylaşımdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Belgin Doruk Kimdir?

 

Fatih Murat Arsal - Büyülü Orman

 

Melisa Şentürk - Kullanıcı

 

2019 Yılı Hedeflerim ve Hayaller - Mim

Merhabalar 2018 yılı bitip 2019 yılına sayılı günler kalmışken sizlerle güzel bir mim etkinliği yapmalım.

Sabri Bey Ve Ayla Hanım

  Merhabalar Bir zamanların yani doksanlı yıllarının en sevilen dizisiydi Bizimkiler.

Keşfedilen Bloglar 5

Herkese merhaba Ben Hayata Genç Bakış. Annemin bloğunda yazmaya başladığımda blog keşif etkinliği düzenlemiştim.

M. Akyüz - Köprü Kralı

 

Ülkü Beşgül Kimdir?

 

Fazıl Hüsnü Dağlarca - Saadet

Hemşirelik Taban Puanları 2026: Devlet ve Özel Üniversite Kaç Puan İstiyor?