André Gorz Son Mektup Bir Aşk Hikâyesi
İnsanın, hayatını nasıl değerlendirdiğini, aslında neler yapmak istemiş olduğunu sorguladığı yaşa gelmiştim. Hayatımı yaşamış olmadığım, ona hep belli bir mesafeden bakmış, sadece tek bir yanımı geliştirmiş ve insan olarak yoksul kalmış olduğum duygusu içindeydim. Sen hep benden daha zengin olmuştun ve yine öyleydin. Tüm boyutlarınla serpilip gelişmiştin. Hayatını sindire sindire yaşıyordun; oysa ben, sanki hayatımız gerçek anlamda ancak daha ilerde başlayacakmış gibi, bir sonraki işe geçme telaşı içindeydim daima.
Kendi kendime, öz üzerinde yoğunlaşmak için hangi ayrıntıdan vazgeçmem gerektiğini sorguladım. Her alanda kendini gösteren bunalımların kapsamını anlamak için, gazetecilik mesleğinin tam zamanlı uygulamasının izin verdiğinden daha fazla düşünme zamanı ve mekânı gerektiğini düşündüm. Solun 1981’deki zaferinden gerçek anlamda yenilikçi hiçbir beklentim yoktu ve Mauroy hükümetinin iki bakanıyla, atanmalarının ertesinde görüştükten sonra bunu sana söyledim. Yirmi yıl birlikte çalıştıktan sonra gazeteden ayrılışımın bana da diğerlerine de zor gelmemesi karşısında hayrete düştüm. E.’ye, sonuç olarak tek bir şeyin, seninle birlikte olmanın benim için önemli olduğunu yazdığımı hatırlıyorum. Eğer sen olmazsan, kendimi yazarken tahayyül edemem. Geriye kalan her şeyin, sen yanımdayken bana ne kadar önemli görünmüş olursa olsun, anlamını ve önemini yitirdiği vazgeçilmezsin sen. Bunu sana, son kitabımın ithaf yazısında dile getirdim.
Köyde yaşamaya başladığımızdan bu yana yirmi üç yıl akıp geçti. Düşünceli bir uyum sergileyen “senin” evinde önceleri. Bu evin keyfini ancak üç yıl sürebildik. Bir nükleer santral inşaatı bizi yerimizden etti. Yazın serin, kışın sıcak olan, büyük bir araziye sahip, çok eski bir başka ev bulduk. Orda mutlu olabilirdin. Sadece bir çayırlığın olduğu yerde, çitler ve ağaççıklardan oluşan bir bahçe yarattın. Bahçeye iki yüz ağaç diktim. Birkaç yıl daha, az da olsa seyahat edebildik; ama hangisi olursa olsun taşıma araçlarının titreşim ve sarsıntıları sende baş ağrılarına ve tüm bedeninde ağrılara yol açıyor. Araknoidit, en sevdiğin uğraşlarının çoğundan yavaş yavaş vazgeçmek zorunda bıraktı seni. Acılarını gizlemeyi başarıyorsun. Arkadaşlarımız seni "tam formunda” buluyorlar. Yazmam için beni teşvik etmeyi bırakmadın. Evimizde geçirdiğimiz yirmi üç yıl boyunca altı kitap, yüzlerce makale ve söyleşi yayımladım. Tüm kıtalardan gelen onlarca ziyaretçiyi ağırladık ve onlarca mülakat verdim. Kuşkusuz otuz yıl önce alınmış kararı layıkıyla uygulayamadım: her şeyden önce ortak hayatımızın sağladığı zenginliğe özen göstererek, şimdiki zamanı dolu dolu yaşamak. Bir aciliyet duygusuyla bu kararı aldığım anlar gözümün önüne geliyor şimdi. Üzerinde çalıştığım önemli bir eser yok. Georges Bataille’ın formülü uyarınca, hayatı sonraya ertelemek istemiyorum artık. İlk zamanlarımızdaki gibi mevcudiyetine özen gösteriyorum ve sana bunu hissettirmek hoşuma giderdi. Sen bana tüm hayatını ve olduğu gibi kendini verdin; kalan zamanımız boyunca, ben de sana kendimi tümüyle verebilmek isterdim. Seksen iki yaşına yeni girdin. Hâlâ güzel, çekici, arzu uyandırıcısın. Elli sekiz yıldır birlikte yaşıyoruz ve ben seni her zamankinden çok seviyorum. Son zamanlarda sana bir kez daha âşık oldum ve sadece benimkine değen bedeninin sıcaklığıyla dolan, kahredici bir boşluk taşıyorum göğsümün tam ortasında yeniden. Geceleri bazen, boş bir yolda ve ıssız bir manzarada bir cenaze arabasının ardından yürüyen bir adamın karaltısını görüyorum. O adam benim. Cenaze arabasının taşıdığı ise sen. Senin yakılma törenine katılmak istemiyorum; elime, içinde küllerinin bulunduğu bir kavanoz vermelerini istemiyorum. "Die Welt ist leer, Ich will nicht leben mehr”i söyleyen Kathleen Ferrier’in sesini duyuyor ve uyanıyorum. Nefesine kulak veriyor, hafifçe seni okşuyorum. İkimizin de dileği, diğerinin ölümünden sonra yaşamak zorunda kalmamaktı. Birbirimize sık sık söylediğimiz gibi, olmaz ya, eğer ikinci bir hayatımız olsaydı o hayatı da birlikte geçirmek isterdik.
Yorumlar
Yorum Gönder
Fikirlerinizi paylaşırsanız sevinirim.