Ana içeriğe atla

Kaçıngan Bağlanma ve İlişkiler

 

Kaçıngan Bağlanma ve İlişkiler

“Hazır Değilim” Demek Gerçekten Ne Anlama Gelir? Kaçıngan Bağlanmanın İlişkilerdeki Görünmeyen Yüzü

Bir ilişkide kaçıngan konumunda bulunan kişinin davranışlarını yalnızca “kaçıyor”, “istemiyor” ya da “sorumluluk almıyor” şeklinde yorumlamak çoğu zaman gerçeğin yalnızca küçük bir kısmını görmektir. Çünkü kaçıngan davranışlar genellikle yüzeyde görünen eylemlerden çok daha derin psikolojik süreçlerin dışa vurumudur. Kişinin iç dünyasında yaşadığı çatışmalar, geçmiş deneyimlerden taşıdığı korkular, bağlanma biçimi ve duygusal kapasitesi bu davranışların temelini oluşturur.

Bu nedenle bir kişinin geri çekilmesini sadece bir reddediş olarak değerlendirmek eksik kalır. Bazen bu geri çekilme gerçekten bir savunma mekanizmasıdır. Bazen de kişinin henüz taşıyamadığı bir duygusal yoğunluğa karşı geliştirdiği koruyucu bir mesafedir. Dışarıdan bakıldığında aynı davranış gibi görünse de altında yatan nedenler birbirinden oldukça farklı olabilir.

İlişkisel açıdan değerlendirildiğinde, “hazır değilim” diyen kişi çoğu zaman iki güçlü ihtiyaç arasında sıkışıp kalmıştır. Bir yanda bağ kurma, sevilme, anlaşılma ve ait olma arzusu vardır. Diğer yanda ise yakınlaşmanın beraberinde getirdiği kırılganlık, kontrol kaybı, hayal kırıklığı ve incinme korkusu bulunur. Bu iki ihtiyaç aynı anda çalıştığında kişi içinde çözülmesi zor bir gerilim yaşamaya başlar.

Yakınlık istemek ve yakınlıktan korkmak ilk bakışta çelişkili görünse de aslında birçok insanın deneyimlediği oldukça insani bir durumdur. Özellikle çocukluk döneminde sevgiyle birlikte belirsizlik yaşayan kişilerde bu ikili yapı daha sık görülür. Eğer çocuk, bakım verenlerinden bazen sevgi ve ilgi görmüş, bazen de ihmal edilmiş, reddedilmiş ya da duygusal olarak yalnız bırakılmışsa; zihninde sevgi ile güvensizlik birbirine karışabilir.

Bu durumda yetişkinlikte kurulan romantik ilişkiler yalnızca bugünü temsil etmez. Yakınlık arttıkça kişi bilinçdışı olarak geçmişte yaşadığı duygusal deneyimlere de yaklaşmaya başlar. Bir partnerle kurulan bağ, geçmişteki yaraları da görünür hale getirir. İşte bu nedenle bazı insanlar ilişki derinleşmeye başladığında huzur yerine kaygı hisseder.

Çünkü yakınlık onlar için yalnızca sevgi anlamına gelmez; aynı zamanda incinme ihtimalini de temsil eder.

Bu noktada “hazır değilim” cümlesi çoğu zaman bir kaçıştan çok bir içsel düzenleme girişimi haline gelir. Kişi aslında bilinçli ya da bilinçdışı şekilde şunu söylüyor olabilir:

“Bu ilişkiyi istiyorum ama bu kadar yoğun duyguyu yönetebileceğimden emin değilim.”

“Sana yaklaşmak istiyorum fakat yaklaşmanın bende uyandırdığı korkularla nasıl baş edeceğimi bilmiyorum.”

“Bağ kurarsam kaybedebilirim ve bunu kaldırabilecek gücü kendimde bulamıyorum.”

Bu nedenle bazı durumlarda geri çekilmek, kişinin kendini koruma biçimidir.

Ancak ilişkinin diğer tarafında bulunan kişi bu süreci genellikle çok farklı deneyimler. Çünkü “hazır değilim” cümlesi çoğu zaman karşı tarafta güçlü bir reddedilme duygusu yaratır. İnsan zihni belirsizliği sevmez ve çoğunlukla eksik bilgiyi kendi hikâyeleriyle tamamlar.

Bu yüzden kişi şu düşüncelere kapılabilir:

“Demek ki yeterince değerli değilim.”

“Beni gerçekten sevseydi kalırdı.”

“Beni seçmediğine göre eksik olan bir şey var.”

“Benim yerime başkasını tercih edecek.”

Bu düşünceler yalnızca mevcut ilişkiyle ilgili değildir. Çoğu zaman geçmişten gelen görülmeme, önemsenmeme, yeterince sevilmeme ya da tercih edilmeme yaralarını da harekete geçirir.

Böylece ilişki içerisinde iki farklı savunma sistemi karşı karşıya gelir.

Bir taraf mesafe koyarak kendisini korumaya çalışırken, diğer taraf yakınlaşarak güvence aramaya başlar.

Bir taraf nefes alacak alan yaratmak isterken, diğer taraf ilişkiyi kaybetmemek için daha fazla temas kurmaya çalışır.

Bir taraf geri çekildikçe diğer taraf yaklaşır.

Diğer taraf yaklaştıkça ilk taraf daha da uzaklaşır.

Zamanla bu süreç psikoloji literatüründe sıkça bahsedilen “yaklaş–kaçın döngüsü” haline gelir. İki taraf da aslında kötü niyetli değildir. İkisi de kendi yaralarını korumaya çalışmaktadır. Fakat kullandıkları yöntemler birbirlerini tetiklediği için ilişki giderek daha yorucu hale gelir.

Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekir.

“Hazır değilim” diyen kişi gerçekten kendi duygusal kapasitesini mi ifade etmektedir?

Yoksa bağlanma korkusunu mantıklı açıklamalarla örtmeye mi çalışıyordur?

Bu sorunun cevabı her zaman kolay değildir.

Çünkü bazı insanlar gerçekten isterler ama korkarlar.

Bazıları sever ama sürdürememekten çekinir.

Bazıları bağ kurmak ister ama yakınlık arttığında yoğun kaygı yaşar.

Bazıları ise ilişkiyi istemediği halde bunu daha yumuşak ifade etmek için “hazır değilim” cümlesini kullanır.

Bu iki durum dışarıdan benzer görünse de aralarında büyük bir fark vardır.

Birinci durumda kişinin içinde bir çatışma vardır.

İkinci durumda ise kişinin isteği zaten sınırlıdır.

Bu ayrımı anlamanın en sağlıklı yolu sözlerden çok davranışlara bakmaktır.

Çünkü insanlar bazen ne hissettiklerini tam olarak ifade edemeyebilirler. Ancak davranışların sürekliliği genellikle daha net bilgiler verir.

Bir kişi sürekli olarak ilişkiye yatırım yapıyor, iletişim kuruyor, bağını korumaya çalışıyor fakat zaman zaman korkular nedeniyle geri çekiliyorsa bu farklı bir tablo oluşturur.

Ancak kişi sürekli uzaklaşıyor, sorumluluk almıyor, ilişkiyi ilerletmek adına hiçbir adım atmıyor ve bunu sürekli aynı cümlelerle açıklıyorsa, orada başka bir gerçeklik olabilir.

İlişkilerde en zor becerilerden biri, insanların potansiyelleriyle değil mevcut gerçeklikleriyle bağ kurabilmektir.

Çünkü zihin umut etmeyi sever.

Belirsizlik arttığında senaryolar üretmeye başlar.

“Aslında beni seviyor ama korkuyor.”

“Biraz zaman geçerse değişecek.”

“Şu dönemi atlattığında her şey düzelecek.”

“Beni kaybetmek istemediğini anlayınca geri dönecek.”

Bu düşünceler bazen doğru olabilir.

Ancak bazen de kişinin yaşadığı hayal kırıklığını erteleyen psikolojik savunmalardır.

Çünkü umut etmek, gerçeği kabul etmekten daha kolay gelebilir.

Oysa duygusal olgunluk çoğu zaman şu gerçeği kabul edebilme cesaretini gerektirir:

Bir insan sizi sevse bile ihtiyaç duyduğunuz ilişkiyi kurabilecek kapasiteye sahip olmayabilir.

Bir insanın niyetleri iyi olabilir ama kapasitesi yetersiz kalabilir.

Bir insan sizi değerli bulabilir ama sizin ihtiyaç duyduğunuz yakınlığı sürdüremeyebilir.

Ve bunların hiçbiri sizin değersiz olduğunuzu göstermez.

İlişkisel iyileşme tam da bu farkındalık noktasında başlar.

Karşı tarafın neden kaçındığını çözmeye çalışmak yerine dikkati kendi iç dünyamıza çevirebilmek önemlidir.

Şu sorular bu noktada oldukça değerlidir:

“Ben neden bu kadar uzun süre belirsizlik içinde kalmayı kabul ediyorum?”

“Karşı tarafın değişeceğine dair umuda neden bu kadar ihtiyaç duyuyorum?”

“Seçilmemek hissi bende hangi eski yaraları harekete geçiriyor?”

“Yakınlık ve sevgi benim için gerçekten ne kadar güvenli hissettiriyor?”

“Kendi ihtiyaçlarımı ne sıklıkla ikinci plana atıyorum?”

Bu soruların cevapları çoğu zaman ilişkinin kendisinden daha öğretici olabilir.

Çünkü ilişkiler yalnızca karşımızdaki kişiyi tanıma alanı değildir; aynı zamanda kendimizi tanıdığımız aynalardır.

Sonuç olarak “hazır değilim” cümlesi ne tamamen bir yalandır ne de mutlak bir gerçektir.

Bu ifade çoğu zaman kişinin o anki duygusal kapasitesinin, korkularının, savunmalarının ve bağlanma biçiminin bir yansımasıdır.

Fakat bir ilişkiyi belirleyen asıl unsur söylenen cümleler değil, o cümlelerin ardından gelen davranışlardır.

Tutarlılık, niyetlerden daha güçlü bir göstergedir.

Süreklilik, sözlerden daha fazla bilgi verir.

Ve belki de tüm bu sürecin içindeki en önemli farkındalık şudur:

Bir insanın hazır olmaması, sizin yetersiz olduğunuz anlamına gelmez.

Onun kapasitesi, geçmişi, korkuları ve seçimleri vardır.

Ancak sizin o ilişkide ne kadar süre kaldığınız, neyi beklediğiniz ve kendi ihtiyaçlarınızı ne ölçüde ertelediğiniz sizin hikâyenizdir.

Bu yüzden asıl soru çoğu zaman “O neden hazır değil?” değildir.

Asıl soru şudur:

“Ben, ihtiyaçlarımın karşılanmadığı bir yerde ne kadar süre daha kalmaya razıyım?”

Çünkü sağlıklı ilişkiler yalnızca sevgiyle değil; karşılıklılık, duygusal erişilebilirlik, tutarlılık ve iki tarafın da ilişkiye yatırım yapabilme kapasitesiyle kurulur. Bir kişinin hazır olmaması anlaşılabilir bir durumdur. Fakat sizin ihtiyaçlarınızın da en az onun korkuları kadar gerçek ve değerli olduğunu unutmamanız gerekir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

M. Akyüz - Köprü Kralı

 

Kırklareli Tüm Okullar Listesi

 

Rüya Gündüzhev - Atatürk de Çocuktu

Sevinç Çokum - Tarifsiz Bir Sesin Hikâyesi Kitap Alıntısı

Ses belki akordunu bekleyen bir telin inlemesi ve tınlamasıydı.

Arif V 216 Film Yorumu

Merhabalar Hali hazırda oğlumun sınavları bitti ve bizde kendimizi eltimlerle birlikte dün akşam sinema salonlarına attık. Bu sıra nedense üzerimde bir tiyatro ve sinema sevdasıdır gidiyor ya hayırlısı.   

Melisa Şentürk - Kullanıcı

 

Molly Doyle - Gölge ve Kan

 

Mehmet Kayabaşı - Mutlu Musun?

 

Borsada Dük Nedir?

 

Ülkü Beşgül Kimdir?