Ana içeriğe atla

Tarık Tufan - Kaybolan

 

Herkese Merhaba,

Tarık Tufan'ın okuduğum ikinci kitabı Kaybolan. Aşıklara Yer Yok kitabı kadar çok sevdim. Yazarın diğer kitaplarını da en kısa zamanda okuyacağım. Şayet yazarın kalemiyle tanışmadıysanız hemen tanışmalısınız.

Tarık Tufan Kaybolan

Tarık Tufan’ın “Kaybolan” romanı, 2020 yılında Doğan Kitap tarafından yayımlanan, modern insanın varoluşsal sancılarını derinlemesine irdeleyen güçlü bir psikolojik dramdır. 392 sayfalık bu eser, hatıraların ağırlığı altında ezilen ruhların, ilk aşkların yarattığı sarsıntıların, kimlik arayışının ve “gerçekte kim olduğumuz” sorusunun evrensel hikâyesini anlatır. İstanbul’un sokaklarında, yaralı ailelerde ve kırık ilişkilerde geçen roman, temel fikrini tek bir cümleyle özetler: Herkes hayatının bir yerinde kaybolur. Bazıları ise kendini bulabilmek için önce çok eskiden kaybettiklerini yeniden bulmak zorunda kalır. Kitap, “kaybolmak” ile “kaybetmek” arasındaki ince ayrımı ustalıkla sorgularken, edilgen bir kayboluşla aktif bir arayış arasındaki gerilimi de gözler önüne serer. Adı “Kaybolan” olsa da aslında kaybedilen bir hayatı simgeler; çünkü romanın başkarakteri Hakan, “kayboldum” derken fark etmeden yavaş yavaş kaybedilmektedir.

Romanın merkezinde Hakan vardır. Kırk yaşına yeni basmış, on altı yıldır aynı sigorta şirketinde çalışan, rutinin içinde sıkışıp kalmış evli bir adamdır o. Roman, iş yerinde düzenlenen sürpriz kırkıncı doğum günü partisiyle başlar. Pastanın üzerine ismi yanlış yazılmıştır. Bu küçük, sıradan görünen hata, Hakan’ın iç dünyasında büyük bir depreme dönüşür. “Bugün benim doğum günüm; kırk yaşına girdim ve kayboldum,” diye haykırır içinden. Yıllardır kaçtığı sorularla yüzleşmeye başlar: Bu hayat gerçekten benim mi? Kimin için yaşıyorum? Yıllardır başkalarının beklentileriyle şekillendirilmiş, “fason hayat” dediği ısmarlama bir varoluşu mu sürdürüyorum? Hakan’ın iç monologları roman boyunca en çarpıcı unsurlardan biridir. Pişmanlıkları, bastırılmış bağımlılıkları ve kimlik krizini okura en çıplak haliyle sunar.

Hakan’ın eşi Yıldız ise romanın ikinci önemli ayaklarından biridir. On beş yıllık evliliklerinde çiftin ayakta kalmasını sağlayan, emek veren, tutunmaya çalışan kadındır. Evden çalışarak katalog satışları yapan Yıldız, çocuk sahibi olma hayaliyle yanıp tutuşmuş ancak tüm çabalarına rağmen bu hayalini gerçekleştirememiştir. Kendi derin yaraları vardır: Çocukluğunda annesinin balkondan düşerek ölümü, otoriter ve şiddet eğilimli babası Reha İleri’nin ağır baskısı, kardeşiyle yaşadığı karmaşık ilişkiler ve derin yalnızlık… Roman ilerledikçe Yıldız, Hakan’ın gölgesinde kalan bir figür olmaktan çıkıp kendi kayboluşunu yaşayan, güçlü ve dirençli bir kadın olarak belirginleşir. Babasıyla hesaplaşması, bastırılmış öfkesi ve Hakan’a olan bağlılığının sınırlarını sorgulaması, romanın en etkileyici katmanlarından birini oluşturur.

Reha İleri, Yıldız’ın babası olarak romanın karanlık ve karmaşık figürlerinden biridir. Katı, öfkeli, kuralcı ve sevgisiz bir adamdır. Kendi çocukluğunda yaşadığı aile içi şiddet, ablasının ölümü ve özellikle 24 Ocak 1959’daki Küçükyalı Neşe Sineması faciası gibi travmalar, onu “boğan” bir babaya dönüştürmüştür. İlerleyen bölümlerde Alzheimer’la mücadele ederken, “neden böyle oldum?” sorusu romanın en acı veren sorgulamalarından birine dönüşür. Tarık Tufan, travmaların kuşaklar arası aktarımını bu karakter üzerinden çok katmanlı bir şekilde işler.

Romanın üçüncü önemli kadını ise Sonay’dır. Hakan’ın lise yıllarından, ilk aşk döneminden gelen bu kadın, yıllar sonra yeniden ortaya çıkarak hem Hakan’ın hem de evliliğin dengesini altüst eder. Sonay, geçmişten gelen bir hayalet gibi Hakan’ın bastırdığı yaraları yeniden kanatır. İki kadın ve bir adam arasındaki bu üçgen, romanın en gerilimli ve duygusal doruk noktalarından birini yaratır. Hakan, “Bazıları kendisini bulabilmek için önce çok eskiden kaybettiklerini bulmak zorundadır,” cümlesiyle özetlenen bu yüzleşmeyle hem kendini hem de kaybettiği parçalarını aramaya koyulur.

Tarık Tufan, romanda iki farklı anlatım tekniğini ustalıkla harmanlar. Bazı bölümler Hakan’ın birinci tekil ağzından anlatılırken, diğer bölümlerde tanrısal müşahit anlatıcı devreye girer. Bu sayede okur hem karakterlerin iç dünyalarına derinlemesine nüfuz eder hem de olayları daha geniş bir perspektiften izleme imkânı bulur. Yazar, mekân ve zaman tasvirlerini ikinci planda tutarak ağırlığı tamamen psikolojik derinliğe ve iç çatışmalara verir. Melankolik bir atmosfer hâkimdir; yalnızlık, pişmanlık, acıyı tek başına yaşamanın zorluğu (“Dünyanın en zahmetli işiydi, acıyı tek başına yaşamak”) ve zamanın acıları yavaş yavaş örten sinsi virüsü gibi temalar romanın her satırına sinmiştir. 1999 Marmara Depremi’nin yaraları, aile travmaları, gençlik aşkları ve İstanbul’un kaotik sokakları, flashback’lerle hikâyeye derinlik katar.

Roman, karakterlerin kendi çıkış yollarını aradığı bir süreçle ilerlerken beklenmedik bir cinayet ve gizemli bir sırla doruğa ulaşır. Açık uçlu sonuyla okuru “Katil kim?” sorusuyla baş başa bırakır. Bu belirsizlik, kitabın temel meselesiyle birebir örtüşür: Hayatta bazı soruların net cevapları yoktur; tıpkı insanın kendini tam olarak bulmasının imkânsızlığı gibi.

“Fason hayat” kavramı, romanın belki de en çarpıcı metaforudur. Hakan, kendi varoluşunu şöyle tanımlar: “Utanmayı bir kenara bırakıp gerçeği itiraf ettiğim bugün bile hâlâ kendi hayatımı değil, başkalarının hayatını yaşıyorum. Fason hayat…” Bu eleştiri, kapitalist düzenin, tüketim toplumunun ve modern şehrin insanı nasıl yabancılaştırdığını da sorgular. Travmaların nesiller boyu aktarımı, kaybolmakla kaybedilmek arasındaki gerilim ve kadınlarla erkeklerin kayboluş biçimlerindeki farklılıklar ise romanın diğer güçlü temalarıdır.

Tarık Tufan, 1973 İstanbul doğumlu, felsefe mezunu ve sosyoloji yüksek lisanslı bir yazardır. Senarist kimliğiyle de tanınır. “Kaybolan”, onun önceki eserlerindeki trajikomik unsurlardan uzaklaşıp daha derin bir melankoliye yöneldiği bir romandır. Okurlar genellikle kitabın psikolojik derinliğini ve her cümlenin altını çizdiren etkisini övmektedir. Kimi eleştirmenler ise betimlemelerin uzunluğunu ve temposunun yavaşlığını eleştirse de bu, Tufan’ın üslubunun doğal bir sonucudur.

Sonuç olarak “Kaybolan”, kırk yaş krizinden çok daha öteye uzanan, ömürlük bir arayışın romanıdır. Hakan’la birlikte okur da kendi hayatına bakıp “Ben nerede kayboldum?” sorusunu sormadan edemez. Tarık Tufan, ustalıklı kurgusu ve derin karakter tahlilleriyle hem bireysel hem toplumsal bir yüzleşmeye davet eder. Okuduktan sonra içinizde uzun süre yankılanacak, kendi kayboluşlarınızı sorgulamanıza neden olacak bir eserdir.

Yeni yazılarımda görüşünceye dek, kendinize çok iyi bakın. Güzel, mutlu, huzurlu ve sağlıklı bir gün sizlerle olsun. Keyifli okumalar.

Hoşça kalın.

Reklam değildir. Gönüllü paylaşımdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Prof. Dr. Fevzi Köksal, Hasan Gümüş - Mühendis Teknolojisi ve Fenciler için Nanofizik ve Nanoteknoloji

 

Harry Potter ve Ölüm Yadigarları 1

 

Mimlendim ve Mimledim 34 - Sorularım Ve Ben

Merhabalar Bu sıralar mimler birikti. Sağolsun sevgili blog arkadaşlarım beni mimliyorlar ancak yoğunluğumdan bakamadım.

Mimlendim ve Mimledim 37 - Hangi Yazınız Silinirse Üzülürsünüz?

Mimlendim ve Mimledim 24 - Blog Yazarlarını Tanıma

Merhabalar Sevgili  İzel Tolu  ve  İnciden Notlar  Blog Yazarlarını tanıma miminde sağolsunlar beni de mimlemişler. Kendilerinin mim yazılarına aşağıdan ulaşabilirsiniz. O zaman sorulara geçelim. İzel Tolu Cevapları İnciden Notlar Cevapları

Kara Cuma (Black Friday) ve Alışveriş Çılgınlığı

Merhabalar Bugün kara cuma. Amerikalıların deyimiyle de black friday.

Sürprizimi Açıklama Zamanı

Merhabalar Dün duyurusunu yaptığım sürprizin geldi çattı açıklanma zamanı. Benim için çok heyecan verici bir proje olduğunu kabul ediyorum. İçim içime sığmıyor desem yalan olmaz hani. O kadar heyecan yaptım. Allah'ım utandırmasın inşallah.

Ülkü Beşgül Kimdir?

 

Fatih Murat Arsal Tüm Kitap Yorumları

Fatih Murat Arsal Röportajı - 2 Kitap Hediye

Merhabalar Yazar röportajlarımıza çok sevdiğim aşkı yazan adam Fatih Murat ARSAL ile devam ediyoruz. Kendisine bu keyifli röportaj için tekrar teşekkür ediyor ve sizleri röportajımızla baş başa bırakıyorum.