10 Eylül 2018 Pazartesi

Müzeyyen Yılmaz Röportajı

Merhabalar

Yine bir pazartesi, yine bir haftanın daha başı ve yine bir röportaj günü. Bugünkü konuğumuz çok tatlı, aynı zamanda da çok birikim sahibi bir yazar. Hem çocuk kitabı hem de polisiye yazıyor. O zaman hemen röportajımıza geçelim.
Müzeyyen Hanım öncelikle bloğuma hoşgeldiniz. Bu güzel röportaj için şimdiden teşekkür ederim. Dilersiniz sorularımıza geçelim. 

*Kısaca kendinizden bahseder misiniz? 
Mardin’de doğdum. Eğitimimi Ankara’da tamamladım. Çocuk Gelişimi okudum ama yazmak bende bir tutku oluşturduğu için ne yazık ki iki yıl öğretmenliğin ardından yazmak tutkusu ağır basınca Günaydın Gazetesine girdim. Ardından Türkiye Çocuk Dergisi ve sırasıyla Takvim, ATV, Kanal D, Akşam gazetesi derken birikimim olan kitaplarıma zaman ayıramadığımı fark ederek gazeteciliğe veda ettim. 

*Yazmaya ne zaman başladınız?  
12 ya da 13 yaşlarındaydım. Kitap okumak ben de bir tutku oluşturmuştu. Hayal gücümün sınırsız oluşu beni yazmaya itti. İlk romanımı yazarken 13 yaşındaydım. Ve  ‘Sonsuz Aşk’ adında  360 sayfalık bir roman yazdım. Üvey annem defterde yazdığım romanımı okuduğu zaman beni babama şikayet etmişti. ‘Kızın bizi yazıyor’ diye. Babam beni yanına çağırıp ‘Kızım sen bizi mi yazıyorsun?’ diye sorduğunda ben çok şaşırmıştım. ‘Hayır baba ben hayal gücümü kullanarak bir roman yazdım’ demiştim. Babam bana bu konuda çok destek olmuştu. Bana daktiloyu aldığı günü ise hiç unutamıyorum. Benim için muhtemelen aldığım en değerli hediye o olmuştu.

* Kitap yada genel olarak yazma konusunu nasıl seçiyorsunuz? Etkileşim var mı? Yoksa tamamen tesadüf mü? Yani kurguyu önceden mi belirlersiniz? Yoksa bütün olay örgüsü siz yazdıkça mı gelişir?  
Gerçek şu ki ilk yazdığım roman  ailemi içermediğini iddia etmiş olsam da sanırım bilinç altımda aslında tam da olmasını istediğim bir konuyu yazmıştım. Üvey bir anne ve üvey bir abla. Diğer romanlarım için de aynı şeyi söyleyebilirim. Mesela Kod Adı C.E.Y.D.A. 7 ciltlik bir polisiye seri. Her cildi 300-400 arası. 16 yaşındaydım serinin taslağını hazırladığımda. Teksir kağıtlarına yazardım. Hala durur bende o taslaklar. Hayalimde ‘Ceyda’ karakteri bendim. ‘Kemal’ ise gerçekte aradığım erkekti. Yarattığım karaktere aşık olmuştum. ‘Eksik Paçalı Erkekler’ gerçek yaşanmış olaylardan kurgulandı. Kitapta geçen hikayelerin kahramanlarının çoğu çevremde olan tanıdıklardı. Son yazdığım polisiyeler için de aynı şeyi söyleyebilirim. Günümüzde yaşanan istenmeyen marjinal ve sapkın olaylara karşı hissettiğim çaresizliğimin bir dışa vurumu oldu ‘Avcı’ ve ‘Gecenin İçinden İNFAZCI’ 

*Kimsenin okumayacağını bilseniz bile yazmaya devam eder miydiniz? 
 Bir tutku düşünün, asla karşı koyamadığınız  ruhunuzu ve tüm benliğinizi sizden koparıp alan. ‘Yazmak’ benim için tam da bu anlamı ifade ediyor. Okur elbette benim için çok önemli. Özellikle kitaplarımı okuyan okurlarımdan aldığım olumlu eleştiriler sonrasında yaşadığım mutluluk tarif edilemez boyutta. Biraz megalomanca bulabilirsiniz ama emin olun şimdiye kadar hiçbir okurumdan kötü yorum almadım.  Özellikle Kod Adı C.E.Y.D.A- Avcı ve İnfazcı için muhteşem yorumlar alıyorum. Hatta,  kitap basmamaya karar verdiğim bir dönemde özellikle bir okurum var ki onun motivasyonu sayesinde üç kitap daha yayımladım. Ama bir gerçek var ki ben yazmadan duramam. Sağlığım  el verdiği süre içinde  ömrümün son noktasına kadar yazmaya devam edeceğimden eminim. 

* İlk kitabınızı çıkarmaya nasıl ve ne zaman karar verdiniz?  
Ben kitap konusunda son derece şanslı bir kızdım. Çünkü babam inanılmaz bir okurdu. Aziz Nesin’i, Yaşar Kemal’i vs. gibi büyük yazarları onun sayesinde okudum ve tanıdım. Tabi bununla yetinmeyip Fransız, Rus, İngiliz ve Türk klasiklerini de es geçmedim.  Zamanla Beyaz Dizilere yöneldim.  Çerez gibi düşünün.  İki saatte okuyup bitirebileceğiniz kitap türüydü onlar. Zaman konusunda kısıtlıydım çünkü 2 çocuğum vardı ve onların hem bakımı hem eğitimi benden soruluyordu. Kitap yayımlamaya karar verdiğim sırada öncelikli olarak ‘Ev Kadınları’nı düşündüm. Ev kadınlarının neden kitap okumadığını az çok biliyordum. Bu anlamda onlar için kısa ama romantik hikayelerden oluşan bir kitap serisi hazırladım. İlk kitap ‘Damağımda Aşkın Tadı’ydı. Çok hoş ve naif hikayelerden oluşuyordu. Romantizmin doruklarda yaşandığı konuları içeriyordu.  Gerçekten de çok satmıştı. Yayımcımın ekonomik durumu ne yazık ki seriye devam etme şansızımı elimizden aldı. 

*İnsanların çoğu "hayatımı yazsam roman olur" der. Sizce herkes kitap yazabilir mi? Yazmak bir yetenek midir?  
Ben çok zengin bir ailenin kızıydım. Şartlar ne yazık ki sizi istemediğiniz bir hayatın karmaşasının tam ortasına atabiliyor. Hani tabiri caizse ben tam olarak ‘prenses’ler gibi büyütüldüm. Babamın da yaşamı başlı başına bir roman. Annemi çeşme başında görüp aşık olmuş. Yokluk içinde yaşanan evliliğin sonucunda annemi son kardeşimi doğururken kaybettim. Henüz 5 yaşındaydım. Babam, servetini dişiyle-tırnağıyla edindi. Bizleri kimseye muhtaç etmeyecek şekilde büyütürken biraz da şımarttı sanırım. Bu yüzden ben kendimi hep prenses olarak görürdüm. Ama ne yazık ki yaşamınız bununla sınırlı olmuyor. Yanlış evlilikler ve ilişkiler sizi istemediğiniz bir girdaba sürüklüyor. Hayatımı yazmaya başladığım bir dönemde kızım tesadüfen bir paragrafını okuduğunda kendini tutamayıp ağlamaya başlamıştı. Nerden nereye dediğiniz bir noktada olmak kolay değil.  Kitap yazmak bana göre ‘Allah Vergisi’dir. Allah istemezse hiçbir şey olamazsınız. Ben Allaha hep şükretmişimdir. 42 yaşımdan sonra çalışma hayatına atıldım. Hiç zorlanmadan gazetelere girdim. İyi yerlerde görev aldım. Çocuklarımı okuttum ama bütün bunlar Allahın bana bahşettiği o muhteşem yetenek sayesinde oldu. Az  çok yeteneği olan bana göre kendini geliştirirse yazabilir. Ancak çok fazla okuması, çok fazla araştırması ve çok fazla gözlem yapması gerekiyor.
  
*Yazma ritüelinizden bahseder misiniz? Mesela hangi ortamda, hangi metaryallerle, hangi müzikle ve nasıl bir coğrafya da yazmayı tercih edersiniz?  
Yazarken yalnız olmalıyım. Müziğimle baş başa.. Her kitabımı farklı bir müzikle yazarım. Mesela Kod Adı C.E.Y.D.A’yı Sezen Aksu’nun şarkıları eşliğinde yazdım. Genellikle Klasik müzik dinlerim. Klasik Müzik beni bütünüyle bulunduğum ortamdan koparıp farklı bir boyuta sürüklüyor.
  
* Yazmak isteyen ancak nasıl yazmaya başlaması gerektiğini bilmeyenler için tavsiyeleriniz var mı?  
Bunun için bir dönem seminer vermiştim. ‘Her Çocuk Potansiyel Sanatçıdır’ adı altında. İstisnasız her insanın belli başlı bir sanata eğilimi vardır. Ancak bunu ortaya çıkaracak etkenler çok önemlidir. Mesela benim kızım daha 3 yaşındayken resim yapardı. Çok güzel çizerdi. Ben ona oturma odasının bir duvarını tahsis ettim ve boyamasını istedim. Kızım, o duvarda hayal gücünü ve yeteneğini konuştururdu. Orta okuldayken İstanbul Genelinde ödül aldı. Şu an kızım İç Mimar ve resim yeteneği tartışmasız muhteşem. Sadece Ebeveynler değil, öğretmenlere de çok iş düşüyor. Öğrencilerinin hangi sanata eğilimli olduklarını gözlemleyip onları o yönde motive etmeli ve teşvik etmeliler. Ben bir yazar olarak; yazmak isteyip de bir türlü başlayamayan potansiyel yazarlara şunu önerebilirim.  Akıllarına gelen en küçük yazıyı kağıda döksünler. Günlük tutsunlar. Günlük bana göre kurgu oluşturmada en büyük etkenlerden biridir. Küçük, küçük notlar alsınlar.

 * Bir gün kurgu olmayan bir şey yazmayı düşünüyor musunuz?  
Eksik Paçalı Erkekler, yaşanmış gerçek olaylardan alıntıdır. Yer, isim ve kişiler değiştirilerek yazıldı. Ama asıl gerçek benim yaşantım olacak. Öncem ve sonram. Adını bile belirledim. ‘Bir Zamanlar Prensestim’
  
* Bir yazar olarak okuduğunuz ve beğendiğiniz yazarlar kimler? 
Hani derler ya ‘İlk’ler her zaman akılda ve yürekte kalıcıdır diye. Sanırım ben de Aziz Nesin’i ve Yaşar Kemal’i  bu anlamda hiç unutamıyorum. 

* En son hangi kitabı okudunuz? 
Yüzüklerin Efendisi... Serilere bayılıyorum. Neden bilmem ama tek kitap olunca sanki eksik bir şeyler varmış hissine kapılıyorum. 

* Yayımlanan 15 kitabınız var ve bunun 7 tanesi polisiye.  Yeni kitap veya yeni projeler var mı?  
Şu sıra gençlik serisine başladık. Eylül ayı  içinde 3 kitabım daha yayımlanacak.  ‘Her şey On Beşinde Başladı’ ‘Gençlik Ateşi’ ve ‘Rüzgar Gülü’. Bunların yanı sıra televizyon dizi ve sinema film projeleri üretiyorum. Şu sıra asıl hedefim polisiye kitaplarımı dizi yapmak. 

* Asıl mesleğiniz nedir? 
Ben liseyi dışarıdan bitirdim çünkü çok genç yaşta evlendim. Sonra Çocuk Gelişimi okudum ve öğretmen oldum. Robert Kolejinde 1 yıl yuva öğretmenliği yaptım. Ama yazmak bende bir tutku oluşturduğu için ne yazık ki öğretmenlik yerine gazeteciliği tercih ettim.

Yazmak sizin için hayat boyu sürecek serüven mi? Yoksa yazmayı bırakmayı düşündüğünüz bir zaman var mı? 
Çocuk yaştan beri ben bu serüvenin içindeyim. Beni mutlu eden, beni tüm sorunlarımdan öteye götüren, yaşantımı rehabilite eden.  Emin olun onu ben bırakmak istesem bile onun beni bırakması mümkün değil. Birbirimize çelik zincirlerle bağlandık desem yeridir.

*Günümüzde gençlerin sosyal medya sitelerinde çok zaman geçirmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? 
Sosyal medya iletişim ağı olarak son derece güçlü ve etkili ancak her bağımlılık gibi bu da ne yazık ki gençleri olduğundan daha fazla geriye götürüyor. Gençler artık kafalarını akıllı telefonlara gömük vaziyette yaşıyor. Hayatın güzelliklerinden uzak, yaşamın gerçeklerinden kopuk ve en önemlisi kitap okuma alışkanlığından muaf yaşıyorlar. Düşünün kitap fuarına gelen gençlerin ellerinde akıllı telefonlar var ama 5 liraya kadar inen bir kitabı pahalı buluyorlar. Tabi pahalılık kavramı bir mazeret olarak sunuluyor. Kitap okumaktan aciz olduklarını gizlemek için pahalılığı öne sürüyorlar. Araştırmadan, okumadan, yetişen bir nesil düşünün ne kadar kültürlü olabilir ki! 

*Günümüz gençliğine üç tavsiye verecek olsaydınız bunlar ne olurdu? 
Gözlem yapmak, Çok okumak ve Araştırmak.

*Kitaplarınızda yayımlandıktan sonra şunu yazsaydım yada şunu yazmasaydım dediğiniz oldu mu? 
Olmaz mı? Sıkça yaşadığım bir durum. Her kitabım 350-400 sayfa... Ama yine de yeterli gelmiyor çünkü eksik kalan yazılar aklıma gelince ister istemez ‘Tüh keşke yazsaydım’ diyorum.

*Yazmadığınız zaman ne yaparsınız? 
Canımdan öte canlarım torunlarımla zaman geçiriyorum. Bu arada büyük torunum İlker 6 yaşında, onunla masal serisine başlıyoruz. Miço ve Panço- İki farenin başından geçen komik olayları anlatan bir masal serisi. Konusunu torunum İlker buluyor, ben yazıyorum kızım da resimliyor. Yani anlayacağınızı aile işi... 

*Kitap fuarlarıyla ilgili düşünceleriniz nelerdir? 
Keşke hepsine katılabilsem diye düşünüyorum. Muhteşem bir etkinlik.  Çünkü okurla birebir konuşma ve tanışma şansınız oluyor. Ben hep bunu derim ‘Benim en büyük servetim okurlarım’ diye.  Gerçekten de öyle. Okurların gözlerindeki o ışıltı beni benden alıyor emin olun. Bu yüzden elimden geldiğince bütün fuarlara katılmaya çalışıyorum. 

*Hayatınız boyunca yaşadığınız pişmanlık var mı? 
Olmaz mı? En büyük pişmanlığım yaşantımın yönetimini eşimin eline vermem oldu.

* En büyük korkunuz nedir? 
Yaşlandığımda elden ayaktan düşmekten korkarım.

*Aşk sizce nedir? İlk görüşte aşk var mıdır? 
İki sevgili düşünün. Birbirlerine ‘Aşkım’ diye hitap ediyorlar ve çok geçmeden araları bozulunca birbirlerine etmedik hakareti bırakmıyorlar. Aşk bu değil. Bana göre ‘Aşk’ İlahi olandır. Allah Aşkı vardır. Mevla Aşkı vardır. Evlat Aşkı vardır. Torun Aşkı vardır. Bunlar gerçek ‘Aşk’lardır. Koşulsuz, karşılıksız, tavizsiz.

*Okurlarınızla aranızda nasıl bir bağ var?
Tek kelimeyle ‘Muhteşem’ İnanılmaz bir enerjimiz var. Sorunlarımızı, mutluluklarımızı, dostluklarımızı paylaşmayı bilen bir grup gibiyiz.

*Ulaşamadığınız biri ile sohbet etme şansınız olsaydı. Bu kim olurdu? Neden? 
Bu kişi ‘Honore De Balzac’ olurdu. Vadideki Zambak adlı kitabını yazarken hangi ruh hali içinde olduğunu sorardım. Muhteşem bir kitaptı. Beni etkileyen ender kitaplardan biriydi diyebilirim.

*Hayatta en çok kıymet verdiğiniz kişi? 
Kızım ve Torunlarım İlker ve Çınar.

*Son olarak eklemek istedikleriniz var mı ya da okurlarınıza mesajınız var mı?
Çok klişe olacak ama okurlarım bunu zaten biliyor. Abartmadığımdan da eminler. Onları çok seviyorum ve onlar sayesinde  zor zamanlarımı kolaylıkla atlattım. Yenilmek üzereyken yeniden ayaklandım ve yeniden yazmaya başladım. 

Müzeyyen Hanım keyifli bir sohbet oldu. Umarım ilerleyen zamanlarda sizi yine bloğumda konuk edebilirim. Zaman ayırıp röportaj yaptığınız için tekrar teşekkür ederim. Yolunuz açık, okurunuz bol olsun.

Asıl ben size teşekkür ediyorum. Bana değer verdiğiniz ve sayfanızda bana yer ayırdığınız için. 

3 yorum :

  1. güzelmiiş. müzikle yazıyomuş. ilk romanını ne erken yazmış amaaa tatliş teyzemiiz :)

    YanıtlaSil
  2. gerçekten hayal gücü sınırsızmış,tebrik edwerim yazarı..✔röpörtaj harika olmuş,emeğinize sağlık..🙂

    YanıtlaSil