26 Temmuz 2018 Perşembe

Mustafa Çiftci - Bozkırda Altımşaltı Kitap Alıntısı

Her şeyi bilen ben.
Müşteriyi seçen ben.
Alan, satan, veren ben... Handan'ı görünce ne edeceğimi bilemedim. Handan dedim durdum. Handan dedim kaldım. Bir adım atamadım. Öteye gidemedim. Beriye gelemedim. Handan dedim. İsminiz ne güzelmiş diyemedim. Handan dedim, gözleriniz ne yeşilmiş diyemedim. 

Handan bir kere, sadece bir kere geldi. Kalem sordu. Defter sordu. Bir de nerede yemek yenir, dedi. Temiz neresi vardır, dedi. "Yemeği beraber yiyek güzellik otum,” diyemedim. 

Handan gitti. Ben kendime gelemedim. O gün ne aldım ne sattım, kime ne dedim, hiç bilemedim. Çırak niyetine yanımızda duran teyze oğlu Enes var. Abi sana ne oldu, kaç kere kolonyayı fazla doldurdun, hatta yere döktün, dedi. Kaç kere para üstü saymadın. Müşteri çıkıp giderken kafanı sallamadın. Güle güle demedin. 

Ben yerimde duramadım. Handan kimdir, necidir, kimseye soramadım. Millet ne der? Yozgat'ın adamına laf lazım. "Gördün mü Sansar Sami'nin oğlu da ırızcı olmuş. Dükkâna gelen avratların peşine düşmüş," demezler mi? Derler. Onlar öyle der de Sansar Sami bizi asmaz mı? Asar, vallaha asar. 

Handan'ın saçları düz ki nasıl. Aşağıya doğru zeytinyağı dökmüşsün. Yağ akarken saçlar peşinden gelmiş, öyle yani. Sonra başıma dert olan gözleri var. O gözlerin rengini ben şu Yozgat toprağında görmedim. Vallaha bak görmedim. İnan olsun görmedim. Yeşil ama nasıl bir yeşil? Yosun desem ben yosunu ne bilirim ki? Televizyonda görmeynen yosun yeşili bilinir mi? Yoksa ot yeşili diyeceğim. Yok, öyle cart açık bir yeşil değil. Ne bileyim. Öyle ya da böyle yeşil işte. Handan yeşili dedim bilemeyince. Gözleri de Handan yeşili. Sonra boy boy değil ondaki. Sanki bir fidan yalvarmış, yukarı doğru boy istemiş. Yüce Mevlam da vermiş boyu. 

Ben sevdalık çekenlere gülerdim. Bir yağdalı kız peşine he mi bu kadar çile, derdim. Çok büyük laf ettim. Çok kimseyle eğlendim. Sen misin eğlenen? Başıma bir dert geldi ki adı Handan. 

Ben boyuna posuna türkü çığırmaya başladım. Ama Handan'ı bir daha göremedim. Ne yapsam hey Allah'ım! Enes denen piç çırağımız her şeyi anlar gibi sırıtıyor. Arada bir yalandan sinirlenip süpürgeye sarılıp kovalıyorum. Ama tilki gibi dükkânın kapısına dikiliyor. Ağzı lafla dolu. 
- Ben hiç karışmam Sansar Sami Eniştem duyarsa... 
- Ulan sen kimsin de eniştene Sansar diyon it otu.. 
- Yiğit namıynan anılır Çetin Abi. Eniştemin namı da Sansar değil mi? 

Enes oyun istiyor belli. Ama ben oyun oynayacak tavda değilim. Evvelden olaydı radyo açardım. Radyodakiler kuyruklarına ateş değmiş gibi çığırırlardı. Onlar çalar, söyler, ben de arkalarından söylerdim. Sabah dükkânın önünü süpürür, bir de sulardım. Günüm, gecem aynıydı. Ama ağzımın tadı yerindeydi. Şimdi, Handan denilen bir sevdalık derdine her dakika kırk tevile döner benim halim.

Enes durup durup "O ablaya yandın sen. Ben bilmez miyim?" diye dalga geçedursun. Ben artık alıştım. Hem de Enes'in "o abla" demesi hoşuma mı gidiyor nedir? Enes'e, bu dert aramızda kalsın, dedim. Yaramı gösterir gibi, beni anla aslanım, dedim. Enes o zaman büyüdü de büyüdü. Biz anlarız sevda çekenin halinden dedi. Güleceğim, çocuk bozulacak. Gülemedim, anla aslanım dedim, beni bari sen anla. 

Bir gün Enes nefes nefese geldi. 
- Abi bir müjdem var. 
- De lan. De neyse, müjden hazır. 
- Yok peşin isterim. Bir haftalığımı hemen isterim. 

8 yorum :

  1. Yaa necədə gözəl yazmısınız, sizi deep vasitəsi ilə tanıdım. Mənim blogumda da gözləyirəm https://kelimeleringucu1.blogspot.com/?m=1

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoşgeldiniz. Sizi takipteyim zaten. Teşekkürler. Tabii ki de gelirim. :)

      Sil
  2. pekoş bişiye benziyoooo :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitabın kapağını Ağır Roman tiyatro sahnesine benzettim. Ne alakaysa :)

      Sil
  3. Hello dear,
    I follow you, I hope you follow me back :)
    http://www.vivereromance.com/

    YanıtlaSil
  4. Bozkırda Altmışaltı okunası güzel hikayelerden oluşuyor.

    YanıtlaSil