17 Şubat 2018 Cumartesi

Asude - Dikkat Aşk Çıkabilir / Kitap Alıntısı

Merhabalar

Okurken çok güldüğüm bir kitaplardan birisi de Dikkat Aşk Çıkabilir. Dört Göz Papatya'nın hikayesi beni çok sarmıştı.
Zaman zaman gülmek ve kafa dağıtmak için açıp okurum. Sizlerinde ilgisini çekeceğini düşündüğüm bir bölümünü paylaşmak istiyorum. Kitap yorumuma buradan ulaşabilirsiniz. 

Yeni yazılarımda görüşünceye kadar, keyifli okumalar.

Hoşçakalın.

Asude - Dikkat Aşk Çıkabilir Kitabından

"Ellerim titriyor, Allah kahretsin, ellerim..." diyen genç kız bir yaprak gibi sallanan ellerine bakıp panikledi. Portföyünün arka gözüne sıkıştırdığı odanın kartını bulmaya çalışmak dakikalarını almıştı zaten. Şimdi bir de titreyen elleriyle kapıyı açmak ölümüne sebebiyet verecekti. Onu ölüme götüren pek çok şeyin olduğundan elbette haberdardı. Mesela kocası. Birazdan ensesinden kavradığı gibi süitin balkonundan aşağı atacaktı.
"Allah'ım lütfen," diye inlerken, kapı nihayet açıldığını bildiren o küçük, muhteşem sesi çıkardı. Genç kız derin bir nefes aldı ve odaya adımını attı. Kurtulmuştu. Ölüm tehlikesi artık geçmişti ancak buradan derhâl kaçmalıydı. Kapıyı kapatmayı unuttuğunu fark edince hızla kulpu kavradı, ancak kapı bir duvara toslamış gibi hareketsiz kaldı. Genç kız korkarak başını uzattığında Martin eliyle ona engel oluyordu.
İlkim geri geri yürümeye başladığının farkında değildi. Yalnızca üzerine gelen adama konsantre olmuştu. Kaçışının olmadığını bilse de kaçıyordu işte. Bu da temel bir dürtüydü. Hayatta kalma dürtüsü.
"Bak ö...özür dilerim. Havuza düşmeni istemezdim ama..." 
Martin kapıyı öylesine sert kapattı ki, çıkan ses oteli baştan ayağa titretmişti neredeyse.
"Özürlerini çok dinledim dört göz. Artık yeni şeyler bulmalısın," diyen genç adam kızın korkudan kaskatı kesilmesiyle kısmi bir tatmin yaşadı. Asıl rahatlamayı onu öldürünce yaşardı şüphesiz ancak bunu yapmayacaktı. Önce ona gereken dersi, aynı şekilde verecekti.
"Demek o aşağılık adamlara evli olmadığını söyledim?"
Genç kızın başı dumanlı, ifadesi sersemlemiş olsa da, kocasının sorusunu anladı. Havuza itilmek yerine buna mı takılmıştı yani? Ancak henüz tam anlamıyla ayık olmadığı için Martin'e kendisinin de aynısını yaptığını söylemedi.
"Sö...söyledim ama..." dedikten sonra durdu ve saçını yüzünden itti. Alışık olduğu şekilde bağlanmamış olan saçları inatla yüzüne düşüyordu. Yeniden konuştuğunda gözlüğünü takmış olmayı diledi. Şu ana kadar gözlüğünden güç aldığını fark etmemişti. Ansızın bastıran kavga isteğiyle sırtını dikleştirdi. Öfkeli bir sesle, gözleri cehennem ateşi gibi parlayan adaa bağırdı.
"Evet, evli olmadığımı söyledim. Ne var? Bana karışmayacaktın. Şartım buydu. Unuttun mu?"
Martin en sonunda sınıra geldi ve arayı hızla kapattı. Kızın minicik bir çığlık atacak zamanı olmuştu ancak fazlasını yapamadı. Adam koluna öylesine sıkı sarılmıştı ki, kendini tek adım geriye itemiyordu.
"Karışacağım dört göz! Sana fena halde karışacağım!" derken kızı banyoya sürüklemeye başladı.
İlkim gerçeği dehşetle fark etti. Daha doğrusu gerçekleşmesi en korkunç ihtimali. "Ha...hayır! Beni küvette boğacak mısın?" diye sorduğunda zaten korkudan ölmek üzereydi.
"İyi fikir. Bu aklıma gelmemişti!"
Genç kız inledi. Karşı koymak işe yaramıyordu ve yolun sonuna geldiğini anlamıştı. Ürpererek kaderine razı oldu. Banyoya itildiğinde büyük küvete bakıp, korkuyla kocasına döndü.
"Küvete gir!" diye bağırdı genç adam.
İlkim gözlerini sonuna kadar açtı. Kocasının karanlık bir adam olduğunu biliyordu ancak sahiden bunu yapacağına inanamıyordu. Aklına türlü türlü ölüm fikirleri gelirken, "Yoksa bana bileklerimi kestirip, intihar süsü mü vereceksin?" diye sordu. 
Martin, eğer bu kadar öfkeli olmasaydı kahkaha bile atabilirdi. Bunun yerine kızı küvete doğru savurarak alayla konuştu. "Aklın cinayet işlerine çalışıyor. Yoksa öğrenci kimliği altında gizlenen profesyonel bir katil misin?"
"Katil diye sana derler," diye bağıran genç kız çaresizce küvete girdi. Bacaklarını kaldırmak zorunda olduğu için çıplaklığı da artmıştı. Martin şimdi kıza bakarken arzudan çok nefret duyuyordu. Tüm adamlar onu bu halde görmüşlerdi. Dekoltesinden de kim bilir daha nelerini fark etmişler, aç kurtlar gibi ona saldırmak istemişlerdi. Bunun kendisini niçin bu kadar öfkelendirdiğini düşünemiyordu şu anda. Üstelik boynuzlanmış bir koca olarak görülürken, yüzlerce kişinin içinde suya düşmesi de ayrı bir rezaletti elbette. Bugüne kadar kimsenin, özellikle adamlarının ya da sıradan adamların yanında yumruk bile yememiş biriyken, bir kadın yüzünden aşağılık bir şekilde havuza düşmüştü. Hem de süs havuzuna!
Genç adam dişlerini sıkıp küvetteki karısına baktı. İtaat etmesi bu defa kötü hissettirmişti. Çünkü kız böylesine umutsuzca boyun eğince, ona yapacakları konusunda kararsızlığa düşüyordu. Onun güzel yüzüne ve kederli ifadesine aldırmayacaktı. "Otur," diye emretti.
İlkim pahalı elbisesi içinde korkarak küvete oturdu. Dizlerini karnına çekti ve kollarıyla kendini sardı. Başını kaldırdığında buğulu gözlerle baktı kocasına. O mavi gözler laciverte yakın koyulaşmıştı. Çehresi o kadar katıydı ki, genç kız ne düşüneceğini bilemedi. Hem ürperdi, hem de heyecanlandı.
"Sakın ağlama!" diye tısladı Martin. Kız hissizce bakarken duş başlığını kavradı ve soğuk suyu sonuna kadar açtı. İlkim zaten onun buzdan soğuk bakışlarıyla ölümüne üşürken, bir de yapacaklarını anladığında gözlerini sonuna kadar açtı. "Lü...lütfen yapma," diye inledi.
"Durumu eşitleyeceğiz önce!" dedi Martin.
Genç kız kendisini balkondan denize atmadığı için şükretmeliydi. Eğer ıslanacaksa bu en acısız yoldu ancak yine de sonradan olacaklardan korkuyordu. Kollarıyla kendini daha sıkı sararken kalbine yerleşen o acı dolu baskıyla "Yap artık!" diye bağırdı.
Martin alayla güldü ve kızın üzerine duşu tuttu. Aslında yapmak istediği şey, nefessiz kalıp çırpınana kadar suyu yüzüne tutmak ve iyice korkutmaktı. Bunu yapamıyordu. Şimdi yaptığı şey ise aptalca su savaşı yapmaya benziyordu. Ona kıyamıyor oluşu karşısında daha da öfkelendi ve yeterince ıslanmış olan kızın kolunu yeniden kavrayıp sertçe ayağa kaldırdı. Suyu kapattıktan sonra onu küvetten çıkarıp yeniden salona götürdü.
İlkim rezalet haldeki elbisesi içinde, yüzüne düşmüş sırılsıklam saçlarıyla tir tir titriyordu. Soğuktan olduğu kadar, düştüğü durumun içler acısı olması da titremesini arttırıyordu. Kollarıyla kendini sarmaya devam ederken inledi. "Ye...yeter artık!"
"Demek evli değilsin, demek beni aldatacaktın!" diyen adam kızın tenini acıtan tutuşunu kuvvetlendirdi. 
Genç kızın son cümleyle gözlerini sonuna kadar açtı. Sarhoşluğunun geçtiğini fark etmişti ancak tam anlamıyla ayık sayılmazdı. Bu seferki sersemliğinin sebebi kocasının sözleri, davranışları ya da belki de kıskançlığıydı. Normal çiftler gibi değillerdi ki. Hayır eğer başka bir adamla gitseydi, bu aldatma olmazdı. Yapacağından değil ama Martin'in bunu bir aldatma olarak görmesi karşısında daha da şaşırdı. Kocasının açıkça onu kıskandığını anladığı an içinden geçen sıcak his, titreyen bedenini yatıştırmaya yetti. Tüm bu kabalığın kıskançlıktan dolayı olduğunu bilmek nispeten iyi hissettiriyordu.
Martin ise öfkeden kızı savurur gibi itti. Ardından masanın üstündeki gözlüğü aldı ve tek hamleyle kızın ıslak yüzüne geçirdi. 
"Bundan sonra gözlüğünü çıkarırsan, seni öldürürüm!"
İlkim tam anlamıyla afallamış halde kollarını çözdü. Nihayet gözlüğüne dokunabildiğinde "Ne dedin?" diye sordu şaşkınlıkla.
Genç adam tehdit edercesine parmağını kaldırdı. "Bundan sonra o gözlük uyurken bile gözünden çıkmayacak!"
"Sen delirmişsin!" diyen kız sırf o istemiyor diye gözlüğünü çekip çıkardı. "Gözlüğümden nefret ediyordun?"
"Hâlâ nefret ediyorum ama bu senin o berbat şeyi takmak zorunda olduğun gerçeğini değiştirmiyor!"
"Allah'ın belası! Sen gerçekten delisin!" diyen kız bir an sonra gözlerini kocaman açtı. Sanki yeni bir şeylerin farkına varmıştı. Ah hayır! Bu adamın sahiden kendisini kıskandığını mı düşünmüştü? Büyük aptallık. Şimdi gerçeği görüyor gibi kalbinden incecik bir sancı geçti. "Anladım," dedi önce. Sonra bakışlarını yere eğip, ağlamaklı sesiyle devam etti. "Herkese ne kadar çirkin bir karın olduğunu göstermek istiyorsun, değil mi? Beni bu yolla alt edeceksin!"
Martin bu cümleyle daha da öfkelendi. İki elini birden saçlarına götürdü ve ıslak, uzun saçları geriye iteledi. "Ne demek bu?"
"Bana 'dört göz fosil" diyorsun! Papatya da diyebilirsin ama hayır! Güzel sözler yerine dört göz fosil! Çünkü aşağılıyorsun beni. Sonra gidip bar kadınlarına çirkin olduğumu söylüyorsun."
Kocası hâlâ anlamıyordu. Kıza daha da yaklaşırken bakışları suçlar gibiydi. "Sen ne saçmalıyorsun? Kimseye çirkin olduğunu söylemedim!"
"Söyledin! Seni duydum. Bugün odadan çıktığında bara gitmedin mi? Esmer bir kadına kur yapmadın mı?" diyen İlkim de kocasına yaklaşıyordu. Konuşurken farkında olmadan küçük adımlarla ona doğru çekiliyordu. "Yüzümü bile görmek istemediğini söylemedin mi? Karın çok mu çirkin diye sorduğunda 'evet' demedin mi?"
"Demedim!" diye gürledi Martin. Kızın çoğunlukla gerçekleri haykıran bu isyanıyla tüm mesafeleri kapattı. Sertçe kollarını sıkarken "Senin çirkin olduğunu söylemedim!" diye bir kez daha bağırdı.
"Yalancı pisliğin tekisin. Bırak beni," diyen kız dolu dolu gözleriyle adama baktı. Gözlük tutan eli titriyordu ve onu gözlerine geçirmek istiyordu. Elini kaldırdı ve kocasının tutuşunun izin verdiği şekilde gözlüğünü taktı.
Martin'in tutuşu gevşedi. Kıza baktı. Saçları gerçek bir şelale gibi yüzüne inmişti. Islaktı. Her yeri... Boynu, omuzları ve kolları kasılmış gibi bir hali vardı. Fazlasıyla cüretkâr görünüyordu. Her anlamda...
"Bu aptal şeyi takmadığın için aşağıdaki o piç kurusu heriflere gittin, değil mi?"
"Ne diyorsun?" diye inledi genç kız. Dudakları titriyordu. Avaz avaz ağlayacak gibiydi.
"Gözlüğün olsaydı o adi adamlardan birinin tam bir serseri olduğunu, diğerinin de Rus mafyalarına benzediğini görürdün!"
Mafya lafı genç kızı güldürse de hemen ardından yeniden somurttu. Martin kızın kollarını okşar gibi sıkarken konuşmaya devam etti. "Bu gözlük senin ayrılmaz bir parçan, dört göz fosil. O gözlerinde değilken yanlış adamlara gidiyorsun!"
"Doğru adam mı var sanki?"
Martin hafifçe gülümsedi. Gerginliği ve öfkesi canlı olsa da kızın çocukça alınması onu gülümsetti. Kısa bir an için elbette. Sonra gergince "Var," dedi. Duraklamadan da devam etti. 
"Doğru adam benim!"

2 yorum :

  1. Alıntılar kitabı vermiş :)
    Şakası bir yana, emeğin ve çabandan ötürü teşekkür ederim, incleyeceğim, sevgiler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)) Bu sadece bir kısmı. Kitabın tamamını okusan, gülmekten kırılırsın. O kadar sağlam diyaloglar var ki, okumalısın diyorum :)

      Sil