19 Nisan 2015 Pazar

Ceyda Kınay - Hüzün Feneri




Nazım ve Kudret birbirine çok bağlı yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen iki kuzendir. Ancak Kudret Nazım'ın öz kuzeni değildir. Halasının kocasının ilk evliliğinden olan çocuğudur. Fakat yıllar içinde halasının çocuğu olmamasının ve Kudret'i de çocukluğundan beri büyütmesinin verdiği sevgiyle öz çocuğundan ayırmamıştır.



Nazım'ın babası emlakçılık işi yapmaktadır. Zamanla isteği işini oğluna devretmektir. Çünkü artık yaşlanmaktadır. ve zamanının geri kalan kısmını ailesine özellikle eşine ayırmak istemektedir. Kudret'in ise aileden bir mirası olduğu için isterse çalışmasına bile gerek yoktur.

Neriman Nazım'ın kız kardeşidir. Aynı zamanda ailenin deli dolu bir o kadar da aklı başında olan kızıdır. Neriman'ın doğum günü geldiğinde Nazım babasının görevlendirmesiyle Bursa'ya iş için gider. Nazım doğum günü kutlamasında bulunamayacaktır. Her ne kadar ailede olan tutkunluk nedeniyle başta Neriman olmak üzere üzülseler de Nazım geldiğinde yeninden bir doğum günü yapmaya karar vererek Neriman'ın doğum günü kutlaması tertip edilir. 

Doğum gününde Neriman'ın arkadaşlarının yanı sıra en yakın arkadaşı Leyla da gelmiştir. Doğum günün de Neriman'ı yalnız bırakmak istemeyen Kudret de oradadır ve ilk görüşte Leyla'ya vurulur. Hisleri karşılıksız değildir. Leyla da aynı şekilde Kudret'den hoşlanır. 

Doğum gününden sonraki günlerde Leyla Kudret'i Kudret'de Leyla'yı bir türlü aklından atamaz. Kudret daha fazla dayanamayıp Leyla'ya mektup yazar. Aralarında olan bu ilişkinin daha iyi yerlere gelmesini sağlayan kişi de Neriman'dır. Neriman en yakın arkadaşı ile kuzeninin evlenmesini istemektedir. Neriman her zaman bir iyilik timsali olmuştur ve herkese yardım eli uzatmaktadır. Aynı zamanda da bir o kadar aklı selimdir.

Aradan çok zaman geçmeden Kudret Leyla'yı istemeye gider. Her şey o kadar hızlı olmuştur ki; aralarından su sızmayan Kudret ve Nazım görüşmeye fırsat bulamaz. Nazım Neriman'ın en yakın arkadaşının Kudret'le evleneceğini duyduğunda ne kadar şaşırsa da bir o kadar da kuzeni adına mutlu olur.

Çok geçmeden hazırlıklar biter ve düğün günü gelir çatar. Kudret ve ailesinin durumu iyi olduğundan düğün çok güzel bir otelde yapılır. Düğüne gelen Nazım dans müziği çalarken Leyla'yı görür ve o anda her şey geri dönüşü olmayan bir yola girer. Kuzeninin karısına aşık olmuştur. Şimdi Nazım, Leyla, Kudret ve onların ailelerini bu yolculukta neler, ne sonlar ve ne başlangıçlar beklemektedir? 

Öncelikle Ceyda Kınay'a böyle bir kitap yazdığı için teşekkür etmek istiyorum. Bir solukta okuduğum kitabın keşke daha fazlası olsaydı. Hüzün Feneri eski İstanbul'da geçen bir kitap. Ceyda Hanım yerleri o kadar güzel tarif etmiş ki; okurken birebir yaşıyorsunuz. Kendisinin bu kadar detaya girerek ve bir o kadar da sıkmayarak anlatımı olduğundan dolayı emeği ve kalemi gerçekten takdire şayan. Kitap çok kalın olmamasına rağmen içinde çok fazla olay barındırıyor ve yazarın kalemi o kadar akıcı ve anlatımı o kadar güzel ki, kitabın sayfaları arasında kayboluyorsunuz. Aileler arasındaki diyaloglara ise gerçekten söylenecek söz yok. Eski İstanbul'u yansıtan seviyeli hayatlar. Aslında kitabı baştan sona anlatma isteğim var ama burada maalesef kesmek zorundayım. Ceyda Kınay Hüzün Fenerini çok beğendim. Son zamanlarda okuduğum en seviyeli ve alkışa değer kitaplardan biriydi. Kaleminize kuvvet. Yolunuz açık olsun Ceyda Kınay.Keyifli okumalar dilerim.


Tanıtım Bülteninden

Hafta sonuna kadar geçen süre, Nazım için çok zor olmuştu. Ama nihayet beklediği gün gelmiş, sabah erkenden yola koyulmuştu. Şimdi ise aradan kaç saat geçtiğini bilmez bir halde; kendini yine Kız Kulesi'nin terkedilmişliğini, yanlızlığını seyrederken buldu. Yeniden göz göze gelmişler aralarında, sessiz bir muhabbet tutturmuşlardı.
Kız Kulesi, güzelliği kadar gizemleri ile de ünlüydü. Denizin orta yerinde, öy­le­ce bir başına duruyordu. Onun da anlatacağı çok şey olduğu muhakkaktı.
Ovidius'un yazdığı satırlar da, bunlardan birine aitti. Nazım da kendini Ovidius'un satırlarında geçen, karanlık denizde kaybolmuş olan Leandros'a benzetti.
Afrodit'in tapınağında rahibe olarak çalışan Hero için aşk yasaktı. Tapı­nakta her yılın ilkbaharında aşkı kutsamak için törenler yapılırdı. Bir gece Hero ile Leandros törenlerde karşılaşmışlar ve birbirlerine aşık olmuşlardı.
Leandros her gece kuleye yüzerek gidiyor ve Hero'yu görüyordu. Fırtınanın çıktığı bir gece, Leandros kuleye doğru yüzerken kıskanç bir rahip kulenin ışıklarını söndürmüş; Leandros karanlıkta yolunu kaybetmiş, boğazın soğuk sularına gömülmüştü.
Kulenin asıl görevi, ışıklarıyla geçen gemilere yol göstermesi idi. İşte Nazım da kendini bu nedenle Leandros'a benzetiyordu. Nazım, Leyla'ya ne kadar yakın olmaya çabalasa da, sanki bir el tarafından Boğaz'ın derin sularına kendini çekilmiş hissediyordu...! 


Sayfa Sayısı : 288



Basım Yılı : 2014



Goa Basım Yayın
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...