Ana içeriğe atla

Novalis - Sais Çırakları

Novalis Sais Çırakları

“Ah!” diye iç çekip söyle devam ettiler: “Keşke insan doğanın iç müziğini anlayabilse ve dış ahengini hissedebilse. Ama hepimizin birbirine ait olduğunu ve birimiz olmadan öbürümüzün varolamayacağını neredeyse hiç bilmez insan. Hiçbir şeyi yerinde bırakmaz, zorbalıkla bizi birbirimizden ayırır ve ahenksizliğimizden beslenir. Oysa insan bize dostça davransa ve büyük ahdimize ortak olsa ne kadar mutlu olacak, tıpkı adına yaraşır bir isimle anılan Altın Çağ’da olduğu gibi. O zamanlar insan bizi anlardı, biz de insanı. Tanrı olma arzusu ayırdı insanı bizden. Bilemeyeceğimiz ve sezemeyeceğimiz bir şeyi arıyor, o gün bugündür, ne yoldaş bir ses ne de bizimle aynı yolun yolcusu. Gerçi seziyor içimizdeki sınırsız coşkuyu, sonsuz hazzı; bundandı bazılarımıza olağanüstü bir sevgi beslemesi. Altının büyüsü, renklerin sırları, suyun coşkusu yabancı değildir ona; o değil midir antik kalıntılarda taşların mucizesini sezen? Ne var ki doğanın ördüğü ağlara karşı tatlı bir tutkudan yoksundur insan, büyüleyici gizemlerimizi görecek göz yoktur onda. İnsan acaba bir gün öğrenecek mi hissetmeyi? Duyuların en doğalı olan bu ilahi duyunun çok az farkındadır insan. Ancak hisler geri getirir özlediğimiz o eski zamanı. Hislerin temelinde daha güzel, daha güçlü renklere açılan manevi bir ışık vardır. İnsan bütün dünyayı hissetmeyi öğrense, içinde yıldızlar doğar, daha katmanlı ve daha berrak hisseder, sınırlardan ve yüzeylerden daha fazlasını görür. Sonsuz bir oyunun ustası olur böylece; kendini besleyen ve sürekli büyüyen ebedi bir haz içinde budalaca uğraşlarını unutur. Düşünce hislerden doğan bir düşten ibarettir, ölü bir duygudur, soluk ve zayıf bir yaşamdır.”

Onlar böyle konuşadursun, güneş ışınları azametli pencerelerden içeri sızmaya başladı. Sohbetin gürültüsü tatlı mırıltılarda kayboldu. Sonsuz bir sezgi nüfuz etti bütün şekillere, tatlı bir sıcaklık yayıldı hepsine ve derin sessizlikten doğanın en güzel şarkısı yükselmeye başladı. Yakınlarda insan sesleri duyuldu, bahçeye açılan büyük kanatlı kapılar aralandı ve birkaç gezgin, binanın gölgesindeki geniş merdivenin basamaklarına oturdu. Önlerinde güzel bir ışıltı yayan büyüleyici bir manzara vardı, arkalarında ise göz alabildiğine ufka doğru uzanan mavi dağlar. Canayakın çocuklar çeşit çeşit yiyecek içecek getirdi, hemen ardından canlı bir sohbet başladı aralarında. Sonunda gezginlerden biri şöyle dedi: “İnsan her uğraştığı şeye aralıksız dikkatini, yani benliğini vermelidir. Bunu yaptığında, mucizevi yeni düşünceler ve yepyeni algılar çıkar ortaya; bu düşünceler ve algılar, renkli bir kalemin yumuşak hareketlerine ya da elastik bir sıvının tuhaf büzüşmelerine ve şekilden şekile girişine benzer. İnsanın izlenimlerini sabitlediği noktadan, yeni düşünceler ve algılar canlı bir hareketle her yöne yayılır ve kişinin benliğini de beraberinde götürür. İnsan bu oyunu dikkatini bölerek da serbest bırakarak sık sık durdurabilir. Zira ya bu düşünceler ve algılar sanki bu elastik ortamda benliğin her tarafa yayılımları ve etkimeleridir ya da benliğin bu ortamdaki kırılmalarıdır veya genel olarak bu denizin dalgalarının benliğin katı dikkatiyle oynadığı bir oyundur. Tuhaf olan şu ki, insan kendine özgü olanı, biricik özgürlüğünü ancak bu oyunda fark eder; sanki bu oyunda derin bir uykudan uyanıyor, dünyada kendini ilk kez evinde hissediyor, iç dünyasını ilk defa günışığına açıyor gibidir. İnsan için en büyük başarı, bu oyunu bozmadan, duyuların olağan işleyişini devam ettirirken aynı anda hissedip düşünebilmektir. Böylece her iki algı da bundan kazanç sağlar: Dış dünya şeffaf, iç dünya ise çok katmanlı ve anlamlı hâle gelir. Böylece insan iki dünya arasında hem tam anlamıyla özgürlüğün hem de en coşkulu güç duygusunun tadını çıkardığı son derece canlı bir durumda bulur kendini.

Çevirmen: Mehmet Barış Albayrak, Koridor Yayıncılık, s.83-87

Reklam değildir. Gönüllü paylaşımdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Belgin Doruk Kimdir?

 

Fatih Murat Arsal - Büyülü Orman

 

Melisa Şentürk - Kullanıcı

 

Keşfedilen Bloglar 5

Herkese merhaba Ben Hayata Genç Bakış. Annemin bloğunda yazmaya başladığımda blog keşif etkinliği düzenlemiştim.

Sabri Bey Ve Ayla Hanım

  Merhabalar Bir zamanların yani doksanlı yıllarının en sevilen dizisiydi Bizimkiler.

M. Akyüz - Köprü Kralı

 

Ülkü Beşgül Kimdir?

 

Adana Nöbetçi Eczaneler 18.07.2026

 

Hemşirelik Taban Puanları 2026: Devlet ve Özel Üniversite Kaç Puan İstiyor?

 

Ümit Aydın - Köle ve Kölecikler