Ana içeriğe atla

Banu Mushtaq - Kalp Lambası

 

Banu Mushtaq Kalp Lambası

Belki de bu böyle sürüp gidecekti. Çocukları büyütüp evlendirecek, sonra da tıpkı annem gibi, sessizce ölüp gidecektim. Ama bir gün, beni hastaneye yatırdı. Meğer karnımda bir tümör varmış. Doktorlar birçok test yaptı, ameliyat gerektiğini söylediler. O ise yüzünü ekşitti, sanki hastalığım onu öfkelendirmişti. Doktorların yanında tek kelime etmedi. Ameliyattan sonra odaya geldi, bir süre sessizce dikildi. Sonra, “Boynundaki zinciri ver,” dedi. Bu zincirden söz etmem gerek. Amma, ben evlendiğimde yaptırmıştı onu. Kendi düğününde annesinden aldığı altınları eritip iki telli bu zinciri yaptırmıştı. Zinciri hep taktım. Amma’nın hatırasıydı. Bu yüzden elim gitmedi çıkarmaya. Kekeleyerek sordum, “Neden şimdi istiyorsun?” Sanırım hayatımda ilk kez ona bir şey sormuştum. Bir an bile duraksamadan, tek bir zerre acıma göstermeden, gayet sıradan bir ses tonuyla, “Yeniden evleniyorum,” dedi. “Yeni karıma vermek istiyorum.”

Bir anda gözlerim karardı. Serumları söküp kaçayım mı? Nereye kaçacaktım ki? Yüzüne tokat mı atsam? Yok, imkânsızdı. Ya çocuklar? Bir anda, evimin duvarlarının bile bana kapatılabileceği gerçeği, donmuş bir hakikat gibi dikildi karşımda. Yıkıldım.

Zinciri sol elimle hayatıma tutunur gibi sımsıkı kavradım ve “Onu sana vermeyeceğim,” dedim. Beklemiyordu, şaşırdı. Yüzü nefretle karardı. O an fark ettim ki onu reddedişim, zinciri alamamasından daha çok gururunu incitmişti. İçinde intikam ateşi yanmaya başladı. “Haa! Ne sandın, sen vermeyince evlenemeyeceğim mi?” diye bağırdı. Kısık bir sesle sordum: “Neden şimdi evlenmek istiyorsun?”

“Bir de sana açıklama mı yapacağım? Tamam, dinle o zaman. Senin gibi bir dilenciyle hayatımı harcamak istemiyorum. Hasta bir insanın ne faydası olur ki? İyi bir aileden iyi bir kızla evleniyorum.”

Allah’ım bana çok fazla acıya dayanma gücü verdin. Ama ona bu kadar acı verme kudretini vermemeliydin. Sabrın da bir sınırı yok muydu? Evet, sabır benim mantramdı ama o anda çöktüm. Hiçbir şey diyemedim, o konuşmaya devam etti:

“Daha fazlasını duymak ister misin?” dedi, “Senden ne zevk aldım ki? Sana her dokunduğumda, ceset gibi yatıyordun. İşte bu yüzden yeniden evleniyorum.”

Artık doğru düzgün düşünemez olmuştum. Sözlerim suskunluğa dönüşmüştü. Gözlerim doldu. Sokaklara bir çöp gibi atılıyordum; içim öfkeyle doluydu. Yataktan kalkmak istedim ama yapamadım. Yavaş yavaş düşünmeye başladım. Onu durdurmam mümkün müydü? Bunca yıl sadık bir hizmetkârı olmuş, yalnızca üç ya da dört küçük soru sormuştum, karşılığında binlerce yanıt almıştım.

“Bak,” diyordu bir ses, “sen hastasın, bıraksana evlensin,” Birisi, “Eee, o bir erkek, değil mi? Üstelik dört kadınla da evlenebilir, sana ne düşer?” Bazılarıysa sahte bir merhametle, bıyık altından gülerek öğüt veriyordu: “Bak güzelim, istiyorsa evlensin. Sen mahkemeye başvur, her ay biraz para versin. Dava dört beş yıl sürer. O zamana kadar da yevmiyeli bir iş bulursun.” 

Yani toplum onun yaptığını çoktan kabullenmişti. Hatta gerekçe olarak senin adını kullanıyorlardı! Çünkü beni sen eksik yarattın, değil mi Prabhu? Şikâyetlerimi duyuyor musun? Çığlıklarım sana ulaşıyor mu? Ben şimdi ne yapacağım… Ne yapacağım… 

Üç gündür hastaneye uğramadı. Çocuklarımla birlikte, hastanenin dağıttığı ücretsiz yemeklerle idare ediyorduk; o da artık tükenmişti. Doktorlar beni taburcu etti. Çocukları yanıma alıp, yorgun adımlarla evin yolunu tuttum. Kapının üzerinde iyi bir kilit asılıydı. Evin önünü, Hindistan cevizi yapraklarından örülmüş yeşil bir gölgelik kaplamıştı. İçeride kimseden ses yoktu. Komşular kapı aralığından gizlice baktılar, sonra sessizce kayboldular. Çocuklar bana sokulup sessizce beklediler. Gün ağır ağır bitti, gece çökerken ben hâlâ evin önünde, öylece oturuyordum.

Kalplerin de evlerin de kapıları çoktan kapanmıştı. Karanlık ağırlaşıyor, içimdeki umut gibi çöküyordu. Çaresizliğimi gören çocuklar, aç olduklarını söylemeye bile utanıyorlardı. Ayaklarım taş kesilmişti; onları uzattım. Çocuklar sessizce bana sokulup yanı başımda kıvrıldılar. Gözlerim yarı kapalı, alım uyuşmuştu. Zamanın nasıl geçtiğini bilmeden dalmışım. Bir çığlıkla uyandım, kalbimi kavuran bir çığlıkla. Yanımda yatan oğlum, hendeğe yuvarlanmıştı. Bir sıçrayışta aşağı indim, çamura bulanmış bedenini kucakladım.

O anda bir kamyonetin sesini duydum; evin önünde durdu. İnsan sesleri, bir telaş, bir kutlama uğultusu yükseldi. Kamyonetten indi, arka kapıdan, kırmızı giysiler içinde altın işlemeli bir kumaşa sarılmış bir mücevher gibi parlayan bir kadını eliyle kaldırdı. Adımlarını kararlılıkla attı. Evin kapısı açıldı. Herkes onunlaydı. Oğlum titreyip bana sarıldı. Ben ise gözlerim donuk, nefesim kesilmiş hâlde sadece izledim. Kararlı adımlarla ilerledi. 

Kalbimin kırmızı mürekkep dolu ucu kırıldı o an. Artık konuşacak sözüm kalmadı. Yazacak mektubum da. Sabır kelimesinin manasını unuttum. 

Eğer bir gün bu dünyayı yeniden kuracaksan, erkekleri ve kadınları yeniden yaratacaksan, bir çömlekçi çırağı gibi davranma, bu kez yeryüzüne bir kadın olarak gel, Prabhu.

Ya Rabbi, bir kerecik de kadın ol!

Budala Kitap, s.214-216, Çev: M. Alparslan Demir

Reklam değildir. Gönüllü paylaşımdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Jennifer Bell - Gizli Görev: Bal Avı

 

Fatih Murat Arsal - Büyülü Orman

 

V. M. Giambanco - Bir Kabusun Anatomisi Kitap Tanıtımı

Merhabalar Bugün piyasaya çıkan ve buram buram cinayet ve polisiye kokan bir kitapla geldim. V. M. Giambanco ve Bir Kabusun Anatomisi

Kristin Hannah Kimdir?

Erol Köker Kimdir?

 

Kamil İçöz - Uykunun Formülü

 

Melisa Şentürk - Kullanıcı

 

M. Akyüz - Köprü Kralı

 

2019 Yılı Hedeflerim ve Hayaller - Mim

Merhabalar 2018 yılı bitip 2019 yılına sayılı günler kalmışken sizlerle güzel bir mim etkinliği yapmalım.

Samsun Tüm Okullar Listesi