Enis Batur Yazı Hane Üstiçbükeyler
"Yazı yazanlar, kitap yayımlayanlar ayrıştırılmayı pek sevmiyorlar, farklı kategoriler önerildiğinde öfkeleniyor kimileri. Bir tenis oyuncusunun, bir televizyon programcısının, bir şarkıcının kitap yazmasına aklı başında kimsenin karşı çıktığı yok; onların da aklı başında olanları Samuel Beckett’le aynı işi (yazma bağlamında) yaptıklarını ileri sürmüyorlar kaldı ki.
Gelgelelim, ayrıştırma sorunu bununla sınırlı kalmıyor. En hafif, en çalakalem kitapların ‘yazar’ları arasından “beni edebiyatçılar klanlarına kabul etmiyorlar” diye serzenişte bulunanları çıkabiliyor. Edebiyat adamları birbirilerini kabul etmekte güçlük çekiyorlar, “öteki”leri bağırlarına basmaları olacak işlerden mi?
Bir vakitler geçerli olan edip/muharrir ayrımı, yazar/yazan ayrımı da çözüm getirmiyor artık: Herkes mutfağının en büyük aşçısı ya, yemek uzmanlarından beş yıldızlı onay istemekte hak görüyor kendine. Bu arada, Edebiyat’ı, Edebiyat-dışı’ndan ayıran çizginin silindiğini görüyoruz. Tabiî, amansız süzgeç zaman yapacağını biliyor günü geldiğinde. O gün gelesiye, asıl sıkıntı, varsa yoksa günden sonuç çıkartabilmek, on dakikalığına gündeme oturmak, bir sonraki galip sahneden bir öncekini itesiye orada havai fişek kalmak, kalabilmek.
Yazmak, mutfağa girmek olabilir gerçekten de. Kimisi, hazır yiyecek alıp sunuyor konuklarına. Kimisi, mikrodalgayla hazırlıyor sofrasını. Bütün malzemeyi gündelikçiye hazırlatıp pişirenler var. İşi düdüklü tencereyle halledenler az değil. Bir de, önce yemeğin malzemesini en doğru noktalardan toplamak için çarşı-pazar dolaşan, her ayrıntıyla kendisi uğraşan, kısık ateşte sonuca varasıya bütün aşamalarda gözetimi, tad denetimini üstlenen, sofrasını bin bir özen göstererek eliyle hazır edenler olduğunu biliyoruz.
Aşçının hakkını vereceğiz de, yazarınkini mi hiçe sayacağız?"
Basım Yılı : 2026
Sayfa Sayısı : 236
Oblomov Yayınevi
Reklam değildir. Gönüllü paylaşımdır.
Yorumlar
Yorum Gönder
Fikirlerinizi paylaşırsanız sevinirim.