11 Eylül 2018 Salı

Aleksandr Puşkin - Dubrovski / Kitap Alıntısı

“İşte her şey bitti,” dedi kendi kendine, “daha bu sabah bir köşem ve bir parça ekmeğim vardı. Yarın benim doğduğum ve babamın öldüğü evi, onun ölümünden benim de sefaletimden sorumlu kişiye vermek zorundayım.”
Ve gözleri annesinin portresinin üzerinde dikkatle olurdu. Ressam kadını beyaz bir sabah kıyafeti ve saçlarında kırmızı bir gülle bir parmaklığa yaslanmış olarak resmetmişti. “Bu portre de ailemin düşmanına kalacak, diye düşündü Vladimir.

“Onu kırık sandalyelerle birlikte ambara kaldıracak ya da girişe asıp kâhyalarının alay ve sohbet konusu yapacak - ve onun yatak odasına, odaya… babamın öldüğü odaya, ya onun katili yerleşecek ya da haremi. Hayır! Hayır! Beni kovduğu bu hüzünlü ev ona kalmasın.” Vladimir dişlerini sıktı, aklından korkunç düşünceler geçiyordu. Görevlilerin sesleri geldi kucağına - evde geziniyor, bir şeyler talep ediyor ve onun hüzünlü düşüncelerinin arasına tatsız bir şekilde giriyorlardı. Sonunda ortalık sessizleşti.

Vladimir sandığı ve çekmeceleri açtı, merhumun evrakını karıştırmaya başladı. Büyük kısmı ev hesapları ve çeşitli konulardaki yazışmalardı. Vladimir onları okumadan yırttı. Aralarında üzerinde “karımın mektupları” yazan bir paket buldu. Vladimir derin hislerle dokundu mektuplara; Türk seferi sırasında yazılmışlardı ve Kistenevka’dan cepheye gönderilmişlerdi. Annesi ıssız hayatını, ev işlerini yazmıştı babasına, ayrılıktan zarifçe şikayet etmiş ve onu eve, sevgili karısının kollarına çağırmıştı. Bir mektubunda ona küçük Vladimir’in sağlığı konusundaki kaygılarını dile getiriyordu; bir başkasında çocuğun erkenden ortaya çıkan yeteneklerinden sevinç duyuyor ve onun için mutlu ve parlak bir gelecek öngörüyordu. Vladimir okudu ve aile mutluluğunun dünyasına dalan ruhuyla yeryüzündeki her şeyi unuttu, duvar saati on biri vuruncaya dek vaktin nasıl geçtiğini fark etmedi. Sonra mektupları cebine koydu, mumu aldı ve odadan çıktı. Polisler salonda yerde uyuyordu. Masada boşalttıkları bardaklar duruyordu; odaya güçlü bir rom kokusu sinmişti. Vladimir tiksintiyle yanlarından geçip girişe yöneldi. Kapılar kilitliydi, anahtarı bulunamayan Vladimir salona döndü, anahtar masada duruyordu, Vladimir kapıyı açtı ve köşeyi dönen bir adama çarptı, adamın elindeki balta ışıldadı ve mumu yüzüne tuttuğu zaman, Vladimir demirci Arhip’i tanıdı.

“Ne yapıyorsun burada? diye sordu. “Ah, Vladimir Andreyeviç, sizsiniz,” diye yanıt verdi Arhip fısıltıyla, “Tanrı  yardımcımız olsun! Neyse ki siz mumla çıktınız!”
Vladimir hayretle ona bakıyordu. “Niye buraya saklandın?” Diye sordu demirciye. “Benim istediğim… gelmemin… herkes evde mi diye bakacaktım,” diye sessizce yanıt verdi Arhip duraksayarak.
“Elinde niye balta var?”
“Niye mi? Ama geceleyin baltasız gezilmez ki. Bu polisler, yaramaz yani - onlara bakıp…”
“Sen sarhoşsun, bırak baltayı, yatmaya git.”
“Sarhoş muyum? Vladimir Andreyeviç babacığım, Tanrı şahidimdir, tek damla koymadım ağzıma… Bu olayı duyup da şarap içer mi insan - uşaklar bizi yönetmeye kalkıyor, uşaklar efendimizi evinden ediyor… Eh, bir de horluyor, şeytanlar - hepsini bir çırpıda halledip kurtulalım.”
Dubrovski yüzünü buruşturdu. “Dinle Arhip,” dedi biraz sustuktan sonra, “seninki iş değil. Polisler suçlu değil. Feneri yak, peşimden gel.”

6 yorum :

  1. puşkin iyi yazar de miiiii yüzbaşının kızı nı okumuştumduuu :)

    YanıtlaSil
  2. Henüz Puşkin' den bir eser okumadım. Yüzbaşının Kızı ile başlamayı düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kitaplara kaçanlar;
      Bende aynı şekilde düşünüyorum :)

      Sil
  3. Kırmızı Kedi Yayınları'nın kapak tasarımlarını beğeniyorum. Bu da hoşuma gitti. Puşkin'den Yüzbaşının Kızı'nı okumuştum baya önce. Bu da aklımda olsun :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlkay Özgür;
      İnsanın içini açan bir tasarım :)

      Sil