29 Aralık 2016 Perşembe

Stefan Zweig - Satranç


Merhabalar

Ailemizde Edebiyatçı bir amcamız olması kadar güzel bir duygu olamaz sanırım. Her ne kadar onun kadar kitap okumamış ya da okuyamıyor olsak dahi elimizden geldiğince kendisine yetişme çabamız devam ediyor.

Stefan Zweig Satranç kitabını çok kez görmeme rağmen almak nasip olmamıştı ya da neden almadığımı bilmiyorum ancak amcamızın elinde gördüğümüz Satranç kitabına resmen bir atmaca edasıyla ana-oğul çöktükten sonra şükür ben kitabı okuyup bitirdim. Oğlum her ne kadar henüz okuyamamış olsa da, 15 tatilde en geç bitirmiş olacaktır. Bu arada belirtmeden geçmeyeyim oğlum satranç oynamaya da bayılır. Ben çok fazla bilmemekle -ki en fazla 5 hamle yapabilirim sanırım- oğlum bunun kursuna gitti. Fırsat bulduğunda da kendisi satranç oynayan biri olarak kesinlikle bu kitabı sevecektir.

Kitabın konusu kitap tanıtımında aslında ayrıntılı olarak anlatılmış. Hatta tanıtım yazısını okurken dedim ki zaten 104 sayfalık kitap, neden bu kadar ayrıntılı yazmışlar. Ama kitabı okumaya başladığımda bu düşüncelerim değişti. Açıkçası Dr.B. beni çok şaşırttı ve derinden de etkiledi. Bu yazarın okuduğum ilk kitabı ve diğer kitaplarını da okumayı düşüyorum.

Fakat burada değinmek istediğim bir kaç nokta var ki söylemeden geçmek istemiyorum. Öncelikle bu yazarın karısıyla birlikte intihar etmeden yazmış olduğu son kitabı. Bu nedenle de kitapta yaşananlardan etkilendi mi? yoksa böyle bir şey planlıyordu da bunları ölmeden önce kaleme mi aldı? diye düşünmeden edemedim. Anlatılanlar o kadar gerçekti ki, yazarın son zamanlardaki ruh halini merak etmedim desem yalan olur.

İkinci bir nokta da arka kapak tanıtımında yazanlardan daha fazlası var kitapta. Öyle ki insanı derinden etkileyen, aklından çıkmayacak bir kitap. Tempo son ana kadar hiç düşmüyor. Ben açıkçası bu kadarını beklemiyordum. Çok kısa olmasına karşın içinde çok şey anlatan ve barındıran, herkesin mutlaka okuması gereken bir kitap. Okuduğunuz da ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Bu kitabı okuduktan sonra oğlumla satranç oynama konusunda daha aktif olmaya karar verdim. Bununla ilgili nedeni buraya yazmayacağım. Zira kitapta okuduğum bir durumdan dolayı bu kararı aldığımı söyleyebilirim. Okuyanlar bana bu konuda hak vereceklerdir.

Hepinize keyifli okumalar.

Tanıtım Bülteninden

Mirko Czentovic, on iki yaşında yetim kalınca iyiliksever bir rahibin himayesine girmiştir. Zekâsından şüphe duyulan ve önemsenmeyen bu çocuğun, tesadüf eseri bir satranç dehası olduğu ortaya çıkar.

Ve Mirko yıllar sonra dünya satranç şampiyonu olarak karşımızdadır.

New York’tan Buenos Aires’e gitmekte olan bir yolcu gemisinde; zengin bir adam, Mirko Czentovic’e ücreti karşılığında bir el satranç oynamayı önerir. Önce zengin adama, sonra hem izleyici hem oyuncu olarak katılan gemi sakinlerine karşı mücadele eden Mirko’nun yenilmezliği, Dr. B. sayesinde sarsılır.

Dr. B. karşılaşmayı izlerken dayanamayıp oynayanlara karışınca, şampiyonla karşılaşması için teklif yapılır. Oysa Dr. B. “satranç zehirlenmesi” denilen bir semptomu atlatmıştır ve satranç oynaması yasaklanmıştır.

Avusturyalı bir göçmen olan Dr. B., Gestapo tarafından esir edildiği günlere döner. Küçük bir odada günler, haftalar, aylar boyu esir tutulmuştur. Sorguya götürüldüğü bir gün rastlantı eseri ele geçirdiği küçük bir satranç kitabı sayesinde bu oyunun tüm inceliklerini öğrenmiştir. Önünde satranç tahtası veya taşları yoktur. Oyunu ilk başta tamamen kurgusal olarak zihninde, daha sonra boyadığı ekmek parçalarıyla ve çarşafında oluşturduğu karelerle oynar. Kişiliği de tıpkı satranç gibi iki zıt renk olmuş, kişilik bölünmesi yaşamaya başlamıştır. Serbest kalıp tedavi olduktan sonra bir daha satranç oynamaz

Ta ki, o güne kadar.

Stefan Zweig’ın muhteşem bir kurguyla kaleme aldığı bu “kısa roman” ya da “uzun öykü”sünü bir solukta okuyacaksınız.


Basım Yılı : 

Sayfa Sayısı : 104

Panama Yayıncılık