Daniel Pennac - Roman Gibi

 

Daniel Pennac Roman Gibi 

Okumak kabuğuna çekilmeyi ve sessizliği bu derece zorunlu kılarken, edebiyat öğretmek çok zor iş!

Okuma, bir iletişim işi mi? Gene güzel bir yorumcu yalanı! Okuduğumuzu gizleriz. Okunmuş bir kitabın hazzını, çoğunlukla kıskançlığımızın derinlerinde saklarız; ya lakırdıya gerek duymayışımızdan ya da sözü söylemeden önce zamanın o nefis damıtma çalışmasını yapması için beklediğimizden. İşte bu sessizlik, samimiyetimizin teminatıdır. Kitap okunup bitmiştir, ama biz hâlâ oradayızdır.

Sadece çağrıştırılması bile kaçındığımız şeylere karşı sığınacak bir barınak sağlar bize. Dışarıya karşı korur. Alışılageldik manzaraların çok üstünde kurulmuş bir rasathane sunar. Okuduk ve susuyoruz.

Susuyoruz çünkü okuduk. Hizmet işi yapan birinin, biz okumamızı bitirene kadar başımızda bekleyip: “Eeee? Güzel mi? Anladın mı? Anlat bakalım!” diye sormasını görmek ne gülünç bir şey olurdu.

Bazen alçak gönüllülüğümüzdür bizi sessiz kılan. Profesyonel analizcilerin ün yapmış alçak gönüllülüğü değil, şu kitap veya bu yazar için “Hayatımı değiştirdi!” dedirten içli, garip ve muzdarip vicdan.

Veya birden, sesimizi kesen bir hayret duyarız: Beni bu kadar sarsan bir şey nasıl olur da dünyanın düzeninde hiçbir değişiklik yapmaz? Dostoyevski’nin Ecinniler’i yazmasından sonra asrımız böyle mi olacaktı? Piotr Verkovenski gibi bir şahsiyet bir kez canlandırıldıktan sonra Pol Pot ve diğerleri nereden türediler? Peki, Çehov’un Sahalin’i yazmış olmasından sonra, toplama kampları diye bir şey nasıl olabilir? En sağlam gerçeklerimiz tel tel dökülürken Kafka’nın beyaz ışığında aydınlanan kim? Zulmün ta kendisi işlenirken, Walter Benjamin’i kim duydu? Her şey bittiğinde, nasıl olur da bütün dünya Robert Antelme’nin L ‘Espece humaine’ini (İnsan Türü) okumaz, Carlo Levi’nin Eboli’ye varmadan duran Mesih’ini kurtarmak için bile olsa?

Vicdanımızı böylesine sarsan kitaplar bulunsun da, dünya günbegün daha da beter olsun, işte insanın sesini kesecek şey bu. Öyleyse, susalım…

Kültürel iktidarın gevezeleri hariç tabii.

Ah! Kimsenin kimseye söyleyecek bir şeyi olmadığından, okumanın konuşulacak konular arasına girdiği salon sohbetleri. Bir iletişim stratejisine düşürülen roman! O kadar sessiz çığlık, o kadar sebepsiz diretme, şu sersemin şu densizi tavlaması için : “Nasıl, Gecenin Sonuna Yolculuk’u okumadınız mı?”

Bundan daha azı için bile insan öldürülüyor.

s. 64-65, Metis Yayınları, Çev. Mustafa Kandemir

Reklam değildir. Gönüllü paylaşımdır.

Yorumlar