Herkese Merhaba,
Sosyal medyada tesadüfen rastladığım kitaba kütüphanede denk gelince hemen alıp okumak istedim. Her ne kadar kalın olsa ve elimde uzun zaman sürünse de, sonunda kitabı bitirmeyi başarabildim. Kitabı bitirdiğimde derin bir sorgulamanın içinde buldum kendimi. Kitap o kadar iyiydi ki, halen zaman zaman aklıma karakterler geliyor. Sizlerde okumadıysanız bu kitabı mutlaka okuyun.
Jean-Michel Guenassia İflah Olmaz Oprimistler Kulübü
İflah Olmaz Optimistler Kulübü, Fransız yazar Jean-Michel Guenassia tarafından 2009 yılında yayımlanan ve Prix Goncourt des Lycéens ödülünü kazanan unutulmaz bir romandır. Orijinal adı Le Club des Incorrigibles Optimistes olan eser, yaklaşık 725 sayfalık hacmiyle hem kapsamlı bir tarihî panorama sunar hem de etkileyici bir bireysel büyüme hikâyesi anlatır. Roman, Soğuk Savaş döneminin siyasi gerilimlerini, sürgün dramlarını ve 1950’lerin sonu ile 1960’ların başındaki Paris atmosferini, on iki yaşından itibaren bir çocuğun gözünden ustalıkla birleştirir.
Hikâye 1959 yılında Paris’in hareketli bir mahallesinde başlar. On iki yaşındaki Michel Marini, rock’n’roll müziğin yükseldiği, Cezayir Savaşı’nın Fransa’yı derinden etkilediği bir dönemde yaşamaktadır. Michel kitaplara düşkün, amatör fotoğrafçılıkla ilgilenen, langırt masasında usta ve meraklı bir çocuktur. Matematik dersinden nefret etse de edebiyat ve sanat onun için büyük bir tutku kaynağıdır. Michel’in sıradan görünen hayatı, mahallesindeki Balto adlı bistroya yaptığı ziyaretlerle tamamen değişir. Langırt oynarken fark ettiği arka odada sürekli aynı kişilerin toplandığını gören Michel, uzun süre bu gizemli kapının ardını merak eder ve bir gün cesaretini toplayarak o kapıyı açar. Bu karar, hem kendi hayatını hem de dünya görüşünü kökten değiştirecek bir yolculuğun başlangıcı olur.
Balto’nun arka odasında toplanan grup kendilerine İflah Olmaz Optimistler Kulübü adını vermiştir. Bu kişiler Sovyetler Birliği ve Doğu Bloku ülkelerinden Rusya, Macaristan, Polonya, Çekoslovakya gibi yerlerden kaçarak Fransa’ya sığınmış siyasi mültecilerdir. Ülkelerinde komünist rejimlerin baskısı, hapishaneler, ihanet suçlamaları ve ideolojik zulüm yüzünden ailelerini, sevdiklerini ve geçmiş hayatlarını geride bırakmak zorunda kalmış entelektüellerdir. Kulüp üyeleri arasında doktorluk yapmış Igor, Sacha, Werner, Pavel, Leonid, Vladimir gibi karakterler öne çıkar. Fransa’da diplomaları tanınmadığı için taksi şoförlüğü, garsonluk gibi işlerde çalışırlar. Onları bir arada tutan en büyük tutkuları satrançtır. Saatlerce satranç oynar, tartışır ve acı dolu geçmişlerini paylaşırlar. Michel bu insanlarla tanıştıkça sadece dünya tarihini değil, insan ruhunun derinliklerini, umudun gücünü ve acının farklı yüzlerini de öğrenir.
Roman yalnızca siyasi bir panorama değildir. Aynı zamanda Michel Marini’nin çocukluktan gençliğe geçiş serüveni de büyük bir yer tutar. Okur, Michel’le birlikte ilk aşklarını, duygusal çalkantılarını, aile içindeki gerilimleri, özellikle abisi Franck’ın Cezayir Savaşı’ndaki rolüyle ilgili çatışmaları, okul hayatındaki zorlukları, dostluk, ihanet ve sadakat kavramlarını, fotoğrafçılık, edebiyat ve müzik üzerinden kişisel gelişimini adım adım izler. Michel’in saf ve meraklı bakış açısı, kulüp üyelerinin anlattığı trajik öykülerle yavaş yavaş olgunlaşır. Kulüp onun için adeta ikinci bir aile olur ve üyeler ona rehberlik eder.
Roman 1959-1964 yılları arasında geçer ve arka planda Soğuk Savaş, Demir Perde, Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nın Fransa’daki yansımaları, komünizm ile kapitalizm arasındaki ideolojik mücadele, totaliter rejimlerin yarattığı sürgün ve mültecilik dalgası gibi büyük tarihî olaylar yer alır. Yazar bu büyük olayları soyut bırakmaz; kulüp üyelerinin bireysel yaşam öyküleri üzerinden somut, duygusal ve etkileyici bir şekilde aktarır. Stalin dönemi baskıları, kaçış maceraları ve yeni ülkede yaşanan aidiyetsizlik hissi gibi temalar güçlü biçimde işlenir.
Eserin en çarpıcı özelliklerinden biri de Jean-Paul Sartre ve Joseph Kessel gibi gerçek entelektüellerin kulübün bulunduğu kafeye doğal bir şekilde dahil edilmesidir. Bu sayede kurgu ile gerçek tarih iç içe geçer. Jean-Michel Guenassia, 1950’ler ve 60’lar Paris’ini olağanüstü bir ayrıntıyla tasvir eder. Sokaklar, kafeler, sinemalar, kitapçılar, caz ve rock’n’roll kültürü, öğrenci hayatı ve entelektüel tartışmalar romanın atmosferini zenginleştirir. Paris, bu eserde adeta yaşayan bir karakter hâline gelir.
Kulüp üyelerini birbirine bağlayan ortak bir geçmişin yanı sıra yıllar boyu saklanan karanlık bir sır da vardır. Michel bu sırrın parçalarını roman boyunca yavaş yavaş keşfeder. Bu gizem unsuru hikâyeyi son sayfaya kadar merakla okutur ve karakterlerin derinliğini daha da artırır. Eserde umudun yıkılmaz gücü ve iflah olmaz optimizm, özgürlük mücadelesi, sürgün ve göç, kimlik arayışı, dostluk, sadakat ile ihanet, çocukluktan yetişkinliğe geçiş sancıları, bellek, geçmişle hesaplaşma ve totaliter rejimlerin insan hayatına etkileri gibi güçlü temalar bir arada işlenir.
İflah Olmaz Optimistler Kulübü hem dokunaklı bir büyüme romanı hem de Soğuk Savaş dönemine dair derin bir tarihî tanıklıktır. Jean-Michel Guenassia uzun soluklu anlatımına rağmen metni akıcı ve sürükleyici kılar. Karakter derinlikleri olağanüstüdür ve okuyucu Michel’le birlikte kulüp üyelerine güçlü bir bağ kurar. Kitap “Umudun yeşerttiğini yıkmaya kimsenin gücü yetmez” mesajıyla duygulandırır ve düşündürür. 1950’ler-60’lar Paris’ini, sürgünlerin dramını ve ergenlik yıllarının evrensel sancılarını seven herkes için mutlaka okunması gereken bir başyapıttır. Devam kitabı Les Terres promises ile hikâye daha da genişler. Bu eser, İflah Olmaz Optimistler Kulübü kitap konusu arayanlar için hem duygusal hem de entelektüel olarak tatmin edici, unutulmaz bir okuma deneyimi sunar.
Yeni yazılarımda görüşünceye dek, kendinize çok iyi bakın. Güzel, mutlu, huzurlu ve sağlıklı bir gün sizlerle olsun. Keyifli okumalar.
Hoşça kalın.
Reklam değildir. Gönüllü paylaşımdır.
Yorumlar
Yorum Gönder
Fikirlerinizi paylaşırsanız sevinirim.