Ana içeriğe atla

Osman Balcıgil - Afife Jale

 

Herkese Merhaba,

Bu sıralar Osman Balcıgil kitaplarına sarmış durumdayım ki, kütüphanede bulduğum tüm kitaplarını okumak niyetindeyim. Olmayanları da temin ederek okumayı düşünüyorum ki, kalemiyle daha önce tanışsaymışım dediğim yazarlardan oldu. Bundan sonra sıkı takipçisiyim. Afife Jale kitabını da çok merak ediyordum. İyi ki okumuşum dediklerimden oldu. Bir biyografi kitabı olmasının yanı sıra, kitapta şarkılarını severek dinlediğim Selahattin Pınar'ı görmeyi hiç beklemiyordum. Sonu ise hiç beklemediğim şekildeydi ki, çok üzüldüğümü söylemeliyim. Şimdi Afife Jale'nin kitabının konusuna bakalım. Okumayanlar için mutlaka okumalısınız dediğim kitaplardan. 

Osman Balcıgil Afife Jale

Osman Balcıgil’in kaleme aldığı Afife Jale, yalnızca bir biyografik roman olmanın çok ötesinde, Türk tiyatro tarihinin en kırılgan ve aynı zamanda en dirençli kadın figürlerinden biri olan Afife Jale’nin hayatını bütün çıplaklığıyla gözler önüne seren etkileyici bir edebiyat eseridir. Yazar, bu romanda bir sanatçının yeteneğinin yanı sıra, onun toplumsal baskılara, aile içi çatışmalara, yasaklara ve kendi iç dünyasındaki karanlıklara karşı verdiği amansız mücadeleyi ustalıkla işler. Kitap, 1919 yılında bir Osmanlı kadınının sahneye çıkabilmek için nasıl bir cesaret göstermesi gerektiğini, bu cesaretin bedelinin ne kadar ağır olabileceğini ve tüm engellere rağmen tutkusundan vazgeçmeyen bir kadının nasıl yavaş yavaş hem toplum hem de kendi bedeni tarafından tüketildiğini anlatır.

Roman, Afife’nin çocukluk yıllarında başlar. Küçük bir kızken tiyatroya olan ilgisi, tiyatroya gönül vermiş olan dedesi Doktor Sait Paşa sayesinde filizlenir. Dedesi, onu oyunlara götürür, evlerinde kurdukları küçük sahnede torunlarına tiyatro sevgisini aşılar. Afife’nin içindeki bu ateş giderek büyür, oyunculuk yeteneği herkes tarafından fark edilir. Ne var ki bu parlak başlangıcın hemen karşısında, onun en büyük engeli olan babası Hidayet Bey durmaktadır. Sekiz dil bilen, dönemin koşullarına göre oldukça eğitimli bir adam olmasına rağmen Hidayet Bey, kızının tiyatro sevdasını büyük bir günah ve utanç kaynağı olarak görür. Onun tesettüre girmesi, evlenmesi ve geleneksel kadın rollerine uygun bir hayat sürmesi gerektiğine inanır. Afife’nin tiyatro eğitimi aldığını öğrendiğinde ise tepkisi çok sert olur. Bu durum ailenin dağılmasına, Hidayet Bey’in evi terk etmesine yol açar. Afife’nin annesi Medhiye Hanım ise tam bir fedakârlık sembolü olarak kızının yanında durur, onun hayallerini gerçekleştirebilmesi için kendi evliliğini feda eder. Afife, artık annesinin desteğiyle birlikte tiyatro yolculuğuna devam eder.

Tam da bu noktada roman, tarihin en kritik anlarından birine ulaşır. Afife Jale, 1919 yılında Tatlı Sır adlı oyunla Apollon Tiyatrosu’nda sahneye çıkar. Bu, Müslüman bir Türk kadınının bir tiyatro oyununda rol aldığı ilk andır. Fakat bu büyük adım, hiçbir şekilde kolay olmaz. Dönemin zihniyeti, bir kadının sahneye çıkmasını ahlaksızlık olarak görür. Her oyundan sonra polis baskınları gelir, Afife gözaltına alınmak istenir, kaçırılır, saklanmak zorunda kalır. Adeta bir suçlu gibi muamele görür. Üstelik bu baskı sadece dışarıdan gelmez; içeride de ruhu kemiren bir yalnızlık ve korku vardır. Afife, tiyatroyu varoluşunun merkezine koymuştur ama bu uğurda sürekli kaçan, saklanan ve tükenen biri haline gelir. Yaşadığı bu büyük stres, zamanla dayanılmaz baş ağrılarına dönüşür. Kendi deyimiyle “beynindeki hançer”le baş etmeye çalışırken çareyi doktorlarda arar. Ancak bu süreç onu daha karanlık bir yola sürükler. Kendisi de bağımlı olan Doktor Suat, Afife’nin çaresizliğinden faydalanarak ona morfin iğneleri yapmaya başlar. Böylece Afife, önce küçük bir rahatlama sandığı bu maddenin ardından giderek büyüyen bağımlılığın pençesine düşer. Morfin artık onun hem en büyük sığınağı hem de en büyük düşmanı olur; sağlığını, ilişkilerini ve sanatını yavaş yavaş yok eder.

Romanda Afife’nin aşkları da en az tiyatro mücadelesi kadar çarpıcı bir şekilde anlatılır. Kuzeni Ziya, ona içtenlikle bağlıdır, fakat Afife’nin bağımlılığı ve inişli çıkışlı ruh hali bu ilişkiyi imkânsız kılar. Ziya, evlilik teklif etmekten çekinir, belki de korkar. Afife’nin hayatındaki en tutkulu ve aynı zamanda en yıkıcı ilişkisi ise ünlü Türk sanat müziği bestecisi Selahattin Pınar ile olur. Bu iki yaratıcı ruh birbirini derinden anlar, büyük bir aşka tutulurlar. Öyle ki Selahattin Pınar, Afife için o meşhur Bir Bahar Akşamı şarkısını besteler. Ancak Afife’nin tiyatro aşkı ve ardından gelen morfin bağımlılığı bu büyük aşkın da zamanla tükenmesine neden olur. Roman boyunca okur, Afife’nin sadece bir sanat fedaisi değil, aynı zamanda aşkta da talihsiz, ruhu sürekli paramparça bir kadın olduğunu görür. Onun hikâyesi, büyük bir yeteneğin ve daha büyük bir tutkunun, dönemin koşulları, aile baskısı, toplumsal yasaklar ve kişisel zaafiyetlerle nasıl paramparça edildiğini gösterir.

Roman, Afife Jale’nin 1941 yılında, henüz otuz dokuz yaşındayken Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde yalnız bir şekilde hayata veda etmesiyle son bulur. Onun sonu, bir tiyatro kahramanından çok, karanlıkta sönüp giden bir meşaleyi hatırlatır. Ancak Osman Balcıgil, bu trajik sona rağmen Afife’nin sadece bir bağımlı ya da mağdur kadın olarak kalmadığını, aynı zamanda bir öncü, bir devrimci olduğunu da vurgular. Onun çektiği acılar, belki de ilk olmanın, bir dönemin katı kalıplarını yıkmanın bedelidir. Yazarın akıcı, sade ve yer yer şiirsel üslubu, okuyucuyu Afife’nin iç dünyasına öylesine çeker ki, roman boyunca onun heyecanını, korkusunu, umudunu ve çaresizliğini bizzat yaşar gibi olur. Osman Balcıgil, bir biyografik romanda olması gerektiği gibi, tarihsel gerçeklikten kopmadan ama aynı zamanda kurmacanın verdiği özgürlüğü de ustalıkla kullanarak, Afife Jale’nin yalnızca hayatını değil, bir dönemin ruhunu da yeniden inşa eder. Bu yönüyle Afife Jale, yalnızca tiyatro tarihine ilgi duyanlar için değil, kadın mücadelesini, toplumsal baskıları ve sanat uğruna verilen insanlık derslerini merak eden herkes için unutulmaz bir başucu eseri niteliği taşır.

Yeni yazılarımda görüşünceye dek, kendinize çok iyi bakın. Güzel, mutlu, huzurlu ve sağlıklı bir gün sizlerle olsun. Keyifli okumalar

Hoşça kalın.

Reklam değildir. Gönüllü paylaşımdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Blog Keşif Etkinliği

Merhabalar Malum artık annemle birlikte blog yazmaya başladık. Böylesi belki de daha iyi olacak. Omuz omuza, anne-oğul birlikte daha güzel şeyler yapabilmek adına tek blog, tek yürek olarak yolumuza devam etmeye karar verdik. Annem benim her daim hep ve tam destekçim. 

Atık Pil Nedir? Nasıl Muhafaza Edilmelidir?

  Merhabalar Oğlumla geçen gün biten saatin pilini değiştirirken oğlumu denemek için elimdeki atık pili çöpe atmasını söyledim.

Prof. Dr. Fevzi Köksal, Hasan Gümüş - Mühendis Teknolojisi ve Fenciler için Nanofizik ve Nanoteknoloji

 

İçeriklerim Kopyalanıyor

Bugün  Kitaplara Kaçanlar  bloğu ile içerik çalınması ile ilgili konuştuk ve bunun üzerinden çok geçmeden benim içeriklerimin otomatik olarak kopyalandığını tesadüfen fark etmiş bulunuyorum.

2019 Yılı Hedeflerim ve Hayaller - Mim

Merhabalar 2018 yılı bitip 2019 yılına sayılı günler kalmışken sizlerle güzel bir mim etkinliği yapmalım.

Hasan Ceylan - Bekleşenler

 

Tarihte Bugün 18 Nisan

 

Cevdet Atalan - Asrın Felaketi / Ölüm Fayında Dört Gün

 

Michel Tournier - Düşüncelerin Aynası

 

Prof. Dr. Mehmet Maksudoğlu - Yenileşme Serüvenimiz (1790-1935)