14 Temmuz 2017 Cuma

Konuk Yazar Umut Kural - O Gelmiş

Merhabalar


Yeni blogger arkadaşlar belki tanımayabilir ama eskiden beri blog yazan arkadaşlar Umut Kural'ı iyi tanır. Kendisi bir süre önce maalesef bloğunu kapattı ve blog dünyasından ayrıldı. 

Kendisinin sıra dışı hikaye ve yazılarını seviyorduk. Birden bire aramızdan sessiz sedasız ayrılmasına açıkçası üzüldük. Bloğunu kapatmadan önce bana bloğumda konuk yazar olma sözü vermişti ve bu sözünü unutmamış. Bloğuma konuk olmaya karar vermiş.

Umut Kural'ın mailini aldığımda tatildeydim. Çok ayrıntılı olarak cevap verememiş olsam da; döner dönmez kendisiyle iletişime geçtim. Açıkçası bu düşünceli davranışı beni çok mutlu etti. Keşke bloğunu yeniden hayata geçirip aramıza katılsa; bizi hikayeleriyle, yazılarıyla ve değişik, eğlenceli kişiliğiyle mutlu etse. Umarım kısa zamanda yeniden aramızda görürüz. 

Umut Kural'ın bloğum için yazdığı yazıyla sizleri başbaşa bırakıyorum. Yazısını çok beğendim. Umarım devamını da yazar. Ayrıca bu yazıyı Umut Kural sana ithaf ediyorum ve belki de blog dünyasına döneceğinin sinyallerini veriyorsundur kimbilir. Benimkisi bir umut sevgili Umut. Düşünceli davranışın ve konuk yazarlığın için tekrar tekrar teşekkürler. Hayatta gönlünden geçen her şeyin en iyisinin olması dileklerimle. Sevgiyle kal.

Yeni yazılarımda görüşmek üzere. Hoşçakalın.

-O Gelmiş.-

Orta sehpanın üzerindeki ankesörlü telefon ahizesinin nereden geldiğini hatırlamıyorum bile. Öylece uyuya kalmışım koltuğun üstünde. Bir anda cep telefonumun çalmasıyla irkildim. Arayan Köstebek Necati'ydi. Oradan buradan zırvaladıktan sonra yavaştan konuya girdi. ''Uzatma, sadede gel len!'' dememle aklındakini bi anda kulağıma fısıldadı. ''O gelmiş'' dedi. ''O gelmiş. Geri dönmüş yıllar sonra; beğenmediği, tepeden baktığı bu kasabaya.'' ''Eee n'olmuş geldiyse?'' dedim. ''Haberin olsun hani'' dedi Köstebek. ''Oldu'' dedim. Kısa bi sessizlikten sonra vedalaşıp kapattı telefonu.

Çayın suyu ocakta fokurdarken bahçemden kopardığım salatalık tezgahın üstünden bana bakıp gülümsüyordu sanki. Gözlerimde çapaklar, saçlarım dağınık, elimde toprağın tozu. Kokmuş peynirimi dolaptan çıkarmadan önce elimi yüzümü yıkayabilmiştim neyse ki. Kendimi pek iyi hissetmiyordum yine. Başıma hemen her sabah olduğu gibi kurşun hızında ağrılar girip çıkıyordu. O kadar doktora gittim ''Bi şeyin yok hoca senin, yorgunluktandır'' dediler. Yorgunluktanmış! Ulan sabahtan akşama kadar evde, bahçede pinekliyorum e akşam üstleri de kahvede pişti atarak adam mı yorulurmuş? Artık hiç kimse işini adam gibi yapmıyor, umursamıyor. Bak şu doktora! Daha kapıdan girer girmez tanıyı koymuş, ilacımı yazmış. Dinlenecekmişim. Sabah-akşamda yazdığı ilaçları alacakmışım. Hadi oradan kerkenez!

Yıllar oldu çaya şeker atmayalı, aramıyorum artık. Önceleri biraz zorlandım ama alıştım. Gerçi sigaradan sonra şekeri bırakmak zorladı ya neyse. Arada canım çekse de tutuyorum kendimi ama ne zaman bi Neşet türküsü duysa şu kulaklar işte o zaman yakasım geliyor bir değil bin cigarayı. Peşine de avuç avuç şekerli katran karası çayla. Seneler önce biri ''Hoca, gün gelecek bu demli çayı da şu bıyığına renk veren cigarayı da unutacaksın'' dese inanmazdım. Düşündükçe fark ediyorum; geri de ne çok şeyi bırakmışım! Ne çok şey de beni bırakmış. Bunları düşünürken yüzümdeki hani şu gülümseme olmasa onuda bırakmışım diycem ama yok yok onu tutmuşum bi kenarda. Seviyorum nede olsa gülümsemeyi. Bahçemdeki salatalık gibi, şu demli çay gibi, olur olmadık zamanlarda havlayan şu köpek gibi. Seviyorum, Seviyorum. ''Yaş olmuş 67 yavaş yavaş tabuta da ısınmak, sevmek gerek.'' derdi babam. E benim yaş da 60'a göz kırkıpıyor... Zamanım yaklaşıyor yani. Eve tabut alsam acaba. Tam Yemek masasının üstüne koysam. Akşam olunca o bana baksa ben ona. Köpekten sonra ikinci yoldaş olsa.  O gelmiş! Yıllar sonra gittiği yere. Üstelik ben eve tabut almayı düşünürken. Geri gelmişmiş...!!!