23 Mart 2017 Perşembe

Bloglar Arası Röportaj

Merhabalar

Annesinin Prensesi blog sahibinin başlatmış olduğu bloglar arası röportaj, bloggerların birbirini tanıması, kaynaşması açısından çok güzel bir etkinlik oldu. Benim blog röportaj eşim Sevgili Ece Abla. Kendisi bana sorularını hemen gönderdi. Cevapladım. Cevaplarımı buradan okuyabilirsiniz. Ece Abla'ya sorularım geciktiği gibi, yayınlama sürecimde maalesef gecikti. Kendisinden özür dileyerek röportaja geçiyorum.
Merhaba Ece Abla.
Böyle bir etkinlikte bizleri buluşturan Annesinin Prensesine yeniden teşekkürler. Biliyorum sorularım gecikti ancak soruları hazırlamam biraz zaman aldı. Etkinlikte seninle denk gelmek benim için ayrı bir heyecan. Zira sana öyle sorular hazırladım ki kazanırsan yeniden üniversiteye gireceksin. Tamam tamam yüreğine inmesin. Şaka yaptım. Sorularımdan özel bulduklarını, cevaplamak istemediklerini cevaplamak zorunda değilsin.
Değerli vaktini ayırıp cevapladığın için sonsuz teşekkürler.
Hadi o zaman başlayalım

Beyda: -Öncelikle şeker problemin olduğu için seninle sağlıklı beslenme hakkında konuşalım. Sağlıklı beslenme konusunda ne düşünüyorsun? Hayatında sağlığını riske atacak derece de beslenme düzenini bozduğun, raydan çıkıp yeniden rayına oturtmak istediğin oldu mu? O dönemde neler yaptın?

Ece Abla: -Sağlıklı beslenme konusuna herkesin önem vermesi gerekiyor. Zira sağlıksızken hayatın tadı tuzu kalmıyor. Ben özellikle menopozdan sonra çok dikkat ettim. Zira destek tedaviyi kabul etmedim. Dolayısıyla kan değerlerimdeki değişiklikler üzerinden giderek, bana verilen diyet listelerine hep sadık kaldım. Gençken metabolizmam hızlı çalışırdı ve hiç kilo almazdım. Oldukça erken girdiğim menopoz dönemimde ise dikkat etmek zorunda hissettim. Çünkü hastalık fobim var benim. Şimdi tip 2 şeker teşhisi sonrası, doktorumun bana yazdığı ilacımı içip, çok sevdiğim tatlıyla vedalaştım. Alışılıyor her şeye. Ben az ve sık yiyen gruptanım. Hayatım boyunca aşırı kilo problemim olmadı.

Beyda: -Yaşamak için yiyenlerden misin? Yoksa yemek için mi yaşarsın? Yemek hayatının neresinde?

Ece Abla: -Yaşamak için yiyenlerdenim. Acıktığım zaman yerim. Abur cubur sevmem. Ama ağız tadını da yok sayamam. Kaliteli ürün tüketmeyi severim. Yani az ve öz yerim.

Beyda: -Peki biraz da özel olacak ama ; “hayatımda daha kötüsü olamaz! Bundan sonra olursa da şaşırmam” dediğin ama şaşırıp ağzının açık kaldığı bir olay var mı?

Ece Abla: -Bunu hep söylerim. Yani daha kötüsü olsa hiç şaşırmam. Layık olduğum hiçbir şeyi yaşamadım ben düşünceme göre. Kendi gayretlerimle kendim yarattım mutluluklarımı. Yaşadıklarıma dayanmak gerçekten zordu. Ama bir tek şey var ki, şaşırtmakla kalmayıp, beni büyük bir ihtimalle hayattan koparır. Bu zaten tahminlerin ötesinde bir durum.

Beyda: -Cinnetin eşiğine geldin. Zile bastın. Kapının açılmasını bekliyorsun. Bu süreçte o kapı açılana kadar cinnet durumundan vaz mı geçersin? Yoksa sonuna kadar gider misin? 

Ece Abla: -Asla vazgeçmem. Sınırı zorlarım. Açarım kapıyı, beter bir şey olacağını bilsem de. 

Beyda: -Hayatında hiç söylemek isteyip de susmak, kelimeleri içinde boğmak zorunda kaldığın bir an oldu mu? Ya da şöyle sorayım Sırlar Odası’nın anahtarı sendeydi. Açıp açmamak elindeki anahtara bağlıydı. Kapıyı açtın mı?

Ece Abla: -Sadece babamın karşısında hissettim, biraz da ablamda yaşadım bunu. Birincisi tüm ev ahalisinin yaşadığı durumdu zaten. Diktatördü babam. Ablam ise zorlardı konuşmam, cevap vermem için kabul etmeyeceğini bildiğim şeyler hakkında. Ben ise "Sana cevap vermiyorum abla, hâlâ ne söylememi bekliyorsun?" dediğimde "Susuyorsun, ama sen kendi bakışlarını göremiyorsun tabii..." derdi.

Sırlar odası bana bilim-kurguyu çağrıştırdı... Yeri gelmişken, insanoğlu yaradılışındaki sırlara odaklanıp ve iyiye güzele doğru gelişimini sürdürmek dururken; doğaüstü hayaller kurup, üstelik birtakım oluşumlar varmışçasına hem çocukların hayal dünyalarına tehdit olacak, gerçekmişçesine insanları etkileyen olaylar dizilimine milyar dolarlar harcıyorlar.  Ardından bu kadar popülarite kazanmasını ben oyalanma ve avuntu olarak görüyorum. Bana çok saçma geliyor. Önce bir belini doğrultsun da insan ırkı, sonra bu hayallerle oyalansın. Bunlara harcanan gelir dünyanın selameti için harcansaydı bu durumda olmazdı dünya ve zevk merkezi olarak görülüp harcanmazdı böyle.

Beyda: -Şiir konuşalım mı? İlk şiirini yazdığında kaç yaşındaydın? Şiir yazmaya nasıl karar verdin? Birden bire mi ortaya çıktı? (Mesela ben öldür Allah, yazamam kabiliyetsizim)

Ece Abla: -En hoşlandığım, vazgeçilmezim, tabii ki de konuşalım. Şiir yoğun, hatta zirveyi zorlayan duyguların ardından (ki buna esin deniyor, yani bende esin böyle zuhur ediyor) kelimelerin kendiliğinden zihninde dizilip, sabırsızca aklına düşerlerken, kaçırmamak ve kaydetmek için adeta ardından koştuğun, yazı gibi sonradan düzenlemeye bile ihtiyaç hissetmeyen bir anlatım şekli. Genellikle sabahları gözlerim yarı açık ve trans halinde yazıyorum ben. Şiir bir tutku, duygu coşkusu. Çok severek yazıyorum ve yazdıkça geliştiğimi hissediyorum. Sanki onun da bir matematiği var. Ama şiir eğitimle edinilecek öğrenilecek bir tarz değil. Sanırım kabiliyet gerekiyor. On beş yaşlarımda ilk aşık olduğumda yazmıştım. Ölen kuşum ve kedim için, hatta sokakta gördüğüm zor durum yaşayan insanlar, tüm canlılar için yazabilirim. Merhametli bir yüreğim var benim.

Beyda: -Biraz da blog dünyası. Blog dünyası nereye gidiyor? Vloggerların çıkmasıyla artık eskisi kadar blog okunmuyor! diye bir söylenti var. Toplumumuzun okumayan bir toplum olduğunu düşünürsek, ileride bloglar çöp mü olacak?

Ece Abla: -Blog dünyasının Türkiye'deki tarihini çok bilmesem de, bazı eski blog yazarlarına üyelik yaptım. Okuduklarımdan anladığım kadarıyla ülkemizde de bayağı blog sayısı var. Vloggerlardan sonra bakalım ne çıkacak? Akımdır, uzun sürmez ya da bıkılır diye düşünüyorum. Çünkü insanoğlunda doymaz bir iştah var bu alanlarda. Bloğa rakip olacağını sanmıyorum. Hakiki manada gönül vermişlerin, blogculuğu uzun süreler devam ettireceklerine inanıyorum. Blog da bir tutku.

Hepsinin birden çöp olacakları düşünce ve tahminine katılmıyor, inanmıyorum.

Beyda: -Son olarak; çocukların internet kullanımının çılgınlığı ve bunun sonucunda başlarına gelen talihsizlikler malum? Kandırılan ergenler ve bunları maalesef denetleyemeyen ya da denetlemeyen ebeveynler. Anne-babaların çocukların internet kullanımına göster(e)medikleri özen ve dikkati çocuklarına yada torunlarına gösterebiliyor musun? Anne-babalara söylemek istediğin, onların akıllarında bulunsun dediğin tavsiyelerin var mı?

Ece Abla:  -Bu durumlara çok üzüldüğümü belirtmek isterim. Her çocuğun erken yaşlarda internetin inceliklerini kaptığından haberdarız. Bence ortalarda görünen ve kullandığınız bir şeyi istiyorlar ve bambaşka bir dünyanın içine giriyorlar. Okudukları, gördükleri onların zekalarının hızlı ve menfi yönde etkilenmesine neden oluyor. Ben kuralcı bir anneydim ve şimdi de bir kız çocuğu anneannesiyim. Yanımda büyüdü torunum. Ama uyarılacak bir hâl sergilemedi. Kızım zaten kontrollü bir kişiliğe sahiptir. O nedenle örnek model olduk herhalde. Bir sıkıntı yaşamadık bu konuda. Şimdiki ebeveynlerin titiz davranmadıklarını üzülerek görüyorum. Ne olur, bari sınır koysunlar.

Annesinin PRENSESİ'ne tekrar teşekkürlerimizle diyoruz.
Cevaplarım bundan ibaret Beyda kızım. Soruların ilginçti. Çok beğendim ve zevkle cevapladım. Seninle er geç bir gün tanışmak dileğimle. Sevgiler kızım :)

Ece Evren    17.03.2017

Bu güzel sohbet ve cana yakın anneliğin için tekrar teşekkür ederim. İlginç sorular sormayı seviyorum. Umarım günün birinde kalplerin kucaklaştığı gibi, fiziksel olarak da kucaklaşabiliriz. Her şey gönlünce olsun Ablacım. Seviliyorsun. Yeni röportajlarda görüşmek üzere. Hoşça Kal.